Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Anlar
Yaşam Mücadelesi
Umut
Günaydın Şiirleri
Mektup Kutum
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Atatürk Albümü
Çocuklar
Bir Ülke, Bir Şehir
Fotoğrafta baktıkla...
Çiçekler
Laboranite
Şiir Defterim
Günlüğüm
Bir Düş Bahçesi Olsu ...
Güneşi Getirdim
Her çıkış başka bir ...
Damladaki okyanus
Sürdürülemez varlığı ...
Yoksulluk
Kim o kim
Uyuyordum
Kapanlar
Sıkıntı
Hikayem
Cumalı Kızık'ta Bir Gün
Atatürk'ün Kız Kardeşi
Mutluluğun Fotoğrafı
Dansın Gökkuşağı
, kız isteme törenine kimler katılır, Monopoly, günlük, yürüyüş, mektup, lale fotoğrafı, çiçek fotoğrafı, o saatte dışarıda ne işin var, tümü

Şu an sitede 17 kişi on-line
Bugün 5,438 ziyaretçi 
Toplam 16,656,806 ziyaretçi 
 
 
   
  Sirkeci Tren İstasyonu
  11.03.2008 - Fotoğraf Sütüdyom
   
 




 

 

 

 



 

 

 

 

 

İstanbul'un Avrupa'ya açılan kapısı Sirkeci Garı ‘nın  temeli 11 Şubat 1888 günü büyük bir törenle atıldı. 3 Kasım 1890'da ise hizmete açıldı. Gar binasının mimarı Alman mimar ve mühendis A.Jasmund'.Berlin Üniversitesi mezunu olan Jasmund şark mimarisi konusunda incelemeler yapmak üzere İstanbul'a gelmir, Sultan II.Abdülhamit'in güvenini kazanarak sarayın danışman mimarı olur.

Devlet Demir yollarının sitesinde anlatıldığına göre..Jasmund gar binasının projesi hazırlanırken özellikle bir nokta üzerinde durmuş.İstanbul, batının bitip Doğu'nun başladığı yerdi. Birbaşka deyişle Doğu ile Batı'nın birleştiği noktaydı.Bu nedenle bina oryantalist bir uslupla hayata geçirilmeli,bölgesel ve ulusal biçim kalıplarına yer verilmeliydi.Bu uslubu yansıtmak için cephelerde tuğla bantlar kullanıldı.Sivri kemerli pencereler,ortaya ise Selçuklu dönemi taş kapılarını anımsatan geniş bir giriş kapısı yaptı.Vitraylar bu uslubu tamamlıyordu. Binanın kaidesi granit,cephesi mermer ve Marsilya Arden'den getirilmiş taşlarla yapıldı.Bekleme salonlarına,Avusturya'dan getirilmiş büyük çini sobalar konuldu.Binanın aydınlatılması ise çeşitli yerlere konulan 300 havagazı feneriyle sağlandı. Sirkeci Garı'nın yapıldığı dönemdeki hali çok görkemliydi.Deniz binanın eteklerine kadar geliyor ve denize taraçalar halinde iniliyordu. Orta girişin iki yanında saat kulesi,üç büyük lokanta,ayrıca binanın arkasında geniş bir bira bahçesi ve açık hava lokantası bulunmaktaydı. Gar'daki büyük lokanta ise binanın saat kulesi cephesindeydi.Lokantaya uzun mermer merdivenlerle çıkılıyordu.Yedikule'de yapımına başlanan demiryolu Yenikapı'ya geldiği zaman hattın, Sarayburnu'na kadar uzanan Topkapı Sarayı bahçesinden geçirilmesi konusu uzun tartışmalara yol açmış,Abdülaziz'in izniyle hat Sirkeci'ye ulaştı. Ancak,Sirkeci'ye ulaşan demiryollarının yapımında istimlak amacıyla tarihi değerine paha biçilemeyen Bizans ve Osmanlı saray ve köşkleri yıkılmış,sahil özeliğini yitirmiştir.

Gar'ın büyük kapısı üstünde bugün mevcut olmayan ama yeri bulunan tuğra ile Muhtar Efendi tarafından tanzim edilmiş şu kıt'a yazdırılmıştır.

Ulu Hakan himmet ederek
Buyruk verdi.
Demiryol için bu gönül çeken
İstasyonu yaptırdı.
Tarihi ilan için çıktı özel bir tren
Sultan Hamit yaptırdı bu süslü ve gönül çeken istasyonu

1869 yılında yapım imtiyazı verilen 2000 km .lik Şark demiryollarının milli sınırlar içinde kalan 337 km .lik İstanbul-Edirne ve Kırklareli-Alpullu kesiminin 1888 de bitirilerek işletmeye açılmasıyla İstanbul,Avrupa demiryollarına bağlanmıştır.

   
   11,736 kez okunmuştur. Yorumlar (1) - Yorum yaz! - Etiketler : sirkeci tren istasyonu
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :
   
   
Toplam 1 yorum yapılmıştır.
Tarih : 2008-03-11 23:00:30
İsim : KAYBANA
Başlık : ah deli ah....
Yorum :
sende sakın kızıl sultAN deme...

Sultan Hamid,,,,,in yaptırdığı demir yolunu
85 yıllık Cumhuriyet devrinde yapabildilermi?
elbette yapabilirlerdi
yaptılar mı?
ıstıpdatçı
dayatmacı
kızıl mızıl ama
sultan,
adam gibi adam bence...

sen esas bu günlere bak
daha mı özgürüz
dahamı zenginiz
damaı asılız
mnisakı milli sınırlar bnenim babamın malı değil elbette
benim diyorsam
sebebi bu işte
mirasta hakkkım var diyorum...

herşey bişr yana
hala nalmadığım bir şeyler var
kimin eli kimin cebinde?

"dolmabahçe sarayının korkulujklarına yaslanmış
kara kara düşünüyormuş ulu hakan.
sarayın mürebbiyelerinden tutunda bahçevaanlarına kadar herkes
franbsızmış
kültür empreyalizminin ahtapotluk zamanıymış...

saray çalışanlarından bir türk
sdarayın bahçesinden geçerken,güzelim çiçeklerden biri çok hoşuna gittiği için koparmalk ister..
fransız bağrır
-Çek elini ondan,pis Türk...
O Abdulhamid
ulu hakan
göz yaşları içinde terastan haykırır
-pis köpek!
unutmaki
efendin de bir Türk...
fransız bahçevanın Osmanlının hakanına dönüp
o küçümseyici tavrıyla
bir "nanik" hREKETİ ÇEKTİĞİ söylenir...
göz yaaşları içinde bir halife ve sultan....

yaa
kusura bakma
yine hamaset tarafım kabarmış
çoşmuşum
fikir ne ise zikirde o azizim
eh
sen zahmet etme
ipin ve dar ağacının yerini söyle
ben gider kendimi asarım))))
---
Yok ya kıyamam sana.
ip ağaç..
Sallanmak varken çocuklar gibi..
Asmak niye..

Özgürlük demişsin ya..
Bir insanın kanında varsa özgürlük.

Değil cihan, cihan-ı umma gelse bile kimse birşey yapamaz.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.