Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Anlar
Yaşam Mücadelesi
Umut
Günaydın Şiirleri
Mektup Kutum
Mektuplar
Kuyruklu Yıldız
Yamalı Mektuplar
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
Şiir Defterim
Günlüğüm
Paris CDG Havaalanı
Havaalanında
Bir Ölüye Mektup
Gece
Bir tost bir Tolysto ...
Haber
foto
Ahkam
Üçü mü ikisi mi bir arada ...
Merak
Canım
Ayrılığın rengi
Deli’mden mektup gelmiş
Artık kimse mektup yazmıy ...
Sana Hasret
öykü, benim için vazgeçer misin ondan, hikaye, kırmızı, kırmızı evin penceresi, kırmızı ev fotoğrafı, telefon olmadığında insanlar kendilerini nasıl hisseder, telefonun şarjı bittiğinde ne olur, bakımsız, tümü

Şu an sitede 22 kişi on-line
Bugün 8,712 ziyaretçi 
Toplam 15,297,786 ziyaretçi 
 
 
   
  Bazen...
  15.08.2019 - Mektup Kutum
   
 

Bazen... sağnağında kalıyorum gecenin. Karanlık, öyle çıkamıyorsun da kapıları vurup. Gece izin vermiyor ayaklarının kilometrelerce yürümesine. Bütün karanlıklar gecesi olanlar için yaratılmış sanki. Böyle zamanlarda dört duvar sana dar geliyor.

Kabul ediyorum isteklerimin yersiz, amansız, soğuk, kayalık, can atıcı uçurumlardan geçtiğini. İnsan yine de istiyor; bu insanoğlu bir şey diyemiyorsun. Kumsalda yarılmış ayağına kum tanelerinin dolmasıyla da anlatamıyorsun.

İstanbul'a da anlatamıyorsun. Bak İstanbul, sen aslında... diyerek başlayamıyorsun cümleye. Gözlerinin içi duruyor. Senin de için duruyor. Utanıyorsun. Öylece kalıyorsun. Bir şey istemek için ay çiçeği tarlalarına da geç kalmamalı insan. Sevdiklerine de geç kalmamalı.

Belki de ölerek yaşamayı kabul etmeli. Ama insanoğlu da böyle bir şey değil ki. Yani ne kadar öldürürsen öldür, doğası izin vermiyor nefessiz kalmasına. Girdiği bataklıktan bile nefes almaya çalışıyor. Ne diyeceğiz, sen orada nefes alma mı? İnsanın içerisini de çölleştiremiyorsun ki. Sulamasan da, yolsan da yapraklarını, orada biryerlerde bir tohum oluyor. O tohum kendi kendine filizleniyor.

Ben üzülebilirim. Sen üzülme. Bana bir şey olmaz. Sabah olur, orada denizin kıyısına ağzını dayamış bir kayık görürüm, ben de denizin tuzu olurum. Orada bir arnavut kaldırımı vardır, ben de o kaldırımın peşine takılırım. Sen üzülünce şehirler ağırlaşıyor. Sabahların da rengi olmuyor.

Sen üzülme;bir çay, bir poğaça alırım geçer… gece de geçer; karanlık da geçer. Ben yine can acıtıcı bir şekilde istemeye devam ederim yaşama dokunmanı. İçini kanatarak uyanmanı. Bırakmamanı. Vazgeçmemeni.

Sen üzülme, ben üzülürüm senin yerine.

Biliyor musun... bazen… güneşin doğuşunu beklemeden İstanbul’un karanlığında yürümek istiyorum.

Olmuyor.

   
   202 kez okunmuştur. Yorumlar (1) - Yorum yaz! - Etiketler :
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :