Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Günaydın Şiirleri
Mektup Kutum
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
Kişisel Gelişim
  Yol Alan Yazılar
  Bilmece
23. Madde Bürosu
Şiir Defterim
Günlüğüm
Feribot Sendromu
Montaigne’in denemel ...
Stockdale Paradoksu
İnsanın Anlam Arayış ...
Fazla Kurcalamayın H ...
imlalar
kutlama
Muz Cum.
seve seve
Etkili İletişim
Asla Pes Etme
"Sen benim için önemli de ...
Haftasonu tatili hakkında ...
Neden Ben?
yaiam şiiri, yaşamak, öfke, kin, yerli malı haftası, halis toprak, uygulamalı sir ağda, burcu anlatıyor, haberi olmayan telli, şehrin gözü toz aldığında tümü

Şu an sitede 4 kişi on-line
Bugün 1,241 ziyaretçi 
Toplam 13,185,422 ziyaretçi 
 
 
   
  Feribot Sendromu
  04.07.2018 - Laboranite / Kişisel Gelişim
   
 
1980 yılında Almanya Mayer Werft tersanesinde inşa edilen Estonya Feribotu’nun batmasıyla 852 yolcu öldü.
137 kişi bu kazadan kurtuldu. Kıyıya yakın bir mesafede su alması nedeniyle yatarak batan feribot, sadece gemi mühendisleri tarafından değil aynı zamanda kazada ölümlerin nedeni açısından davranış psikolojisi uzmanlarınca da yıllarca incelendi. 
İnsan davranış psikolojisi uzmanları bu kazada ölen 852 yolcunun neden kurtulamadıklarını araştırdı. Aileleriyle görüşüp geçmişlerini incelediler. Ölenlerin yüzde 98’inin çok iyi yüzme bildiklerini belirleyen uzmanlar son olarak kazadan kurtulanlarla görüştüler.
 
Ortaya çıkan sonuç şuydu:
Feribot 28 Eylül’de gece saat 00.50’de sert dalgalar nedeniyle su almaya başladı. Feribota giren sular 50 santim yüksekliğe ulaştı ve feribot yan yatmaya başladı. Su miktarının artmasıyla birlikte tahliye işlemi başladı. Ancak 987 yolcudan sadece 137’si su almaya başlar başlamaz hemen feribotu terk etti. Geri kalan 852 yolcu ise, gemi kaptanının “Panik yapmayın; dünyanın en güçlü feribotundasınız” sözlerine kanarak su boşaltma işlemini izlediler. Saatler ilerledikçe feribot daha da yan yattı ama 852 yolcu izlemeye devam etti. Sonunda saatler 01.50’yi gösterirken tamamen yan yatarak sulara gömüldü. 
Feribotun su aldığını ve yan yatmaya başladığını görmelerine rağmen son saniyeye kadar rahat rahat batışı izleyenler psikoloji ders kitaplarında “Estonya Feribotu Sendromu” olarak yer almıştır.
Halen o insanların davranış şekillerine psikoloji bilimi mantıklı bir açıklama getirememiştir.
   
   565 kez okunmuştur. Yorumlar (23) - Yorum yaz! - Etiketler :
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :
   
   
Toplam 23 yorum yapılmıştır.
Tarih : 2018-08-12 07:42:31
İsim : önemli mi
Başlık : toplu
Yorum : böyle bir durumu yaşamıştık. Kaş' dan Kekova adasına sabah çıktık. Kocaman bir motordu. Giderken dümdüzdü deniz. Dönüşte bir dalga bir fırtına. O koca motor batıp batıp çıkıyor çatıdıyordu. Saatler sonra Limana girdiğimizde eğilip toprağı öpmüştüm...Ve bir daha asla demiştim binmeeeemmm...

Sabaha kadarmış. Bu kez takaya bindik. bildiğiniz taka. Liman ağzı taraflarına gidiyoruz. İyi deniz süper. Yine dönüşte aynı manzara. Takacı kıyıdan kıyıdan gidiyor ama içimiz dışımız dua oldu...

Sanırım merak. Bilmediğiniz yerler çeker sizi. Ölüm filan aklınıza gelmez...
Burada feribot kaptanı her halde ölen o 850 kişiyi azrail kılığına girmiş bir melek gibi büyüledi. Gerçekten enteresan...
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-21 06:31:59
İsim : önemli mi
Başlık : düello paris
Yorum : adam devasa bir iştahla pantolonunun çakmak cebinden bir nişan yüzüğü çıkardı. lak diye kadının önüne sürdü. yüzük kadının önüne gidene kadar masada bulunan porselen tabakların kadehlerin mezeliklerin küllüklerin otuzbeşlik şişelerin arasından geçerken onlara çarpmamaya özen gösterdi. belki de yüzük kadından intikam almaya yeminliydi. kısasa kısas kana kan cana can kalbe kalp orospu diye bağırıyordu ama kadın tüm bunları duymamazlıktan geliyordu. havada akşamda bir sağırlık oldu.tüm bunları yazan hıyarda da...kurşun kalem kağıdın buruşmuş bir tarafında tökezlemiş düşmüş belki de sakat kalmış ucu kırılmıştı...kulağının dibinden masum bir kelebek vınlayarak geçti. bir pervane yüksek voltajlı lambaya çarpılarak titreye titreye tuvalet kapısının dibine düştü...tüm bunları yazan hıyar terasın duvarına dayanmış kollarını birbirine dolamış bacaklarını çapraz yapmış masadaki iki kişinin fal taşıları gibi açılmış kanlı gözlerini seyrediyordu...

sabah sabah...balkondan içeri girdim. neden ki? üşüdük ulan onun için..bu başkenttin sabahı bazen titretiyor bazen terletiyor bazende
burası terbiyesiz olabilir vs....

yukardaki yazıdan bir bol çıkmaz...başka bir paragraf denemem lazım...
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-21 06:47:19
İsim : önemli mi
Başlık : arayış
Yorum : kendimi dışlanmış kedi yavrusu gibi hissediyordum. üç yavru anasının biriciğiydide ben biricik olmayı geçtim... pisiydim...şunlardaki cakaya bak. tekir cinsi iran kırması ankara beyazı...ben! ya ben! siyah beyaz kuru-sıska
çelimsiz...ulan on memeden birinide bana bıraksaydınız ya....ben de mucuk mucuk doya doya emseydim anamın sütünü...

burdan da yola çıkılmaz ki...sıkıcı boğucu durgun amaçsızsızlık kokuyor...köhne meyhane köşelerinde duvarlarda yazılan yazıya dönüştü...
hassas olmam lazım...hassas bölge mi? evet var. ileride...biraz tehlike arz ediyor efendim. dikkat edin o bölgeye girerken. mazallah kıllar kaykandır.
düşüp of olursunuz...
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-21 08:06:29
İsim : önemli mi
Başlık : istanbul çiçeği
Yorum : kadın önüne iki parmak ucunda bırakılan yüzüğe baktı. bulutlandı gözleri. sonra bu bulutlanmayı bir yelpazeyle ( varmış gibi...) ki bu yelpaze kelebeklerle süslenmişti ve japon sanatını şaha kaldırıyordu, kırmızının binlerce tonu pembenin binlerce aşk anlamı yeşilin kutsallığı mavinin ağırbaşlılığı ilk anda göze çarpıyordu loş ışığın altında alnına düşen saç tellerini sağa sola yukarı aşağı savuruyor, her savrulan saç teli ışıldıyor zevkleniyor sonra da ana saça yapışıp kalıyordu. işte o bulutlanan gözlerini bu yelpazeyle geyşa yelpazesiyle buluttan kurtarıyordu...porselen tabağın içindeki balık kuyruğuna çatalın sivri uçlarını taktı. kuyruğu çatalın sivri uçlarıyla kaldırıp indirdi. bu hareketi birkaç kez yineledi. sonra da çatalı sivri uçlarını tabağın kenarına sapınıda usulca masaya bıraktı. yüzükteki durgun pırlanta taşından - taşın ışıldamasına bakılırsa birinci sınıf olduğu görülürdü çünkü sayılmayacak kadar çok kesimliydi sayılmayacak kadar baklava dilimliydi, gözlerini kaldırdı karşısınd oturan adama dikti...
- ne bu..şimdi?
- bir yüzük işte!
- derdin ne senin?
- ya senin?
sustular. korku kötülük kin nefret tükürük kusmuk anason balık salata tarator buz alinazik biber domates közleme masada sanki kaçacak delik arıyorlardı...sanki karar vermişlerdi bunlar bizi fırlatmadan bizler toz olalım kararı ama ortamı genç garson şef bozdu...
- buzu tazeleyelim efenim...adam kadından gözlerini aldı...
- peki tazele bakalım dedi...

böylede olmadı bu paragraf...daha sendromlu olsun mesela...bir bütünlük yok ki yav...
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-22 05:21:01
İsim : önemli mi
Başlık : kontak
Yorum : aslında adamın amacı o pırlanta yüzüğü içki masasında değilde başka bir masa da belki Sevecen Otel'in tarihi bir odasının; şark mangal nargile ve kahve kokulu, köşesinde sevimli siyah kadife bir kutunun içinde kırmızı kordelasıyla verebilirdi. ama yapmadı. nedeniyse o Isparta halılarıyla döşenmiş duvarlar yastıklar sedirler zeminler onda alerji yapıyordu. eğer bir hapşırma nöbetine denk gelirse bütün o büyü bozulur, hatta pırlantaya kesimleri veren Hollandalı ustaları bile kendine küstürebilirdi. Ki o ustalar taş kesimhanesinin havasından havalandırmalarından dışardaki nemden zararlı akımlardan bu pırlantayı ( iki karatlık ) ne kadar da korumuşlardır motorun başında traşlarlarken...adam kadına baktı ve doğrusu dediki seslendirseydi iyiydi en azından içinin yangınları soğurdu, bu geri zekalı bu taşın hangi aşamalrdan geçtiğini nereden bilsin?

kadın yüzüğü aldı. uzun süre öylece kaldı.

az önce esen hafif rüzgâr kesilmişti. alnında boncuk boncuk terler birikmişti. anason koksunu alan bir kelebek rakı bardağına konmaktan caydı. kadın kelebeğin karanlıkta kayboluşunu izledi. bir ara ben de kaybolsam kaybolsam kaybolsam ne olurdu sanki dedi içinden bunu sarhoş olan adam zaten duyamazdı. bir kadın daha fazla nasıl aşağılanabilirdi ki? olmadık yerlerde kadını kucağına çekiyor ve anlamlı anlamlı sen bu işleri daha iyi bilirsin gibi imalı sözlerde ediyordu.
kadın uçuşan saçlarını kulağının arkasına çevirdi. bu sessizlik ve adamın ne bildiğini bilememek kadını neredeyse öldürecek durumuna getiriyor kalbi sıkılıp duruyordu. soramıyordu işte. ah bir sorsaydı ama o soruyu soramıyordu. Sen benim bilmediğim bir şey mi biliyorsun? işte bunu soramıyordu...sorsa belki karşısındaki yıllardır çıktığı tanıdığı bu kendini bilmez adam konuşurdu belki ama bu ufak-tefek-minik bir nokta değildi. orasını anlamıştı anlamasına ama bu sessizlik aralarındaki bağın düşmanı olup çıkmıştı...
- güzelmiş dedi!
- ne güzelmiş!
- yüzük şekerim!
- yüzük mü?
kadın sanki son kez bakar gibi adamın durgun yüzüne...
- unuttun mu? bu yüzük!
- ha o mu? parmağına uydu mu? kadın yüzüğü tabağın kenarına bıraktı.
başını geceye doğru çevirirken orospu çocuğu cümlesi havayı yaladı geçti.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-22 06:11:39
İsim : önemli mi
Başlık : gerçek dışı
Yorum : zamanımızda;

kahraman kadınımız bu. Ettiği kocaman laflara bakılırsa böyle ilan etmemiz lazım vatandaşa. Gelecek seçimlerde bu kahramana oy verin.
İnsanları kandırmayı bilmez. Çalmaz silkelemez kullanmaz...Dürüstlük timsali yegane Mhp den biricik adayımız...Şehrimizin çıkardığı en kahraman milletvekili...Sokalım uleeeeen meclise....Akpye kul köle olsun.Teslim etsin kendini. Versinler görev. Görün bakalım o görevi nasıl zor şartlar atında yerine getirdiğini...Şehrimizin övünç kaynağı Kahramanımız o bizim...

Kocaman bir laf. Tam da milliyetçilik tamda vatanseverlik...Hep de gülümser. Ailecek gülümserler. İsterlerse gülümsemesinler. Rakı balık balıkçılık alemi bitti. Şimdi Mhp ve Akp dönemi başladı. Gülümsemeleri ondan.

bir gülümseme olsa mesela Deniz Gezmiş gibi...
gam yemem dar ağacına baktığımda
çok tükürdüm ama hep yarabbi şükür diyorlar
olgun karşılıyorlar bulaşmıyorlar
ama sinsiler işte
ama işidin versiyonu bunlar
kravatsız sevimliler hafif sakallılar filan...

kurduğu cümleye bakın yav;
Biz Meselenin Dolar değil Vatan Olduğunu Çok İyi Biliyoruz. İlave etmiş;
Asla Boyun Eğmeyeceğiz...Kime Amerikaya mı? Mhp ve Akpye kul köle oldunuz yav...onlara eğildiniz ya...kıllarını yaladınız ya...

Bir de alıntı yapmış: Bizim yolumuz dikenlidir ayağını seven gelmesin...
Tam da Mhplik bir söylem..YA SEV YA SİKTİR GİT gibi...

evet zamanımız doldu....Hava almam lazım. Bazen basıyor beni...




Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-22 08:18:35
İsim : önemli mi
Başlık : ilişki
Yorum : geçenlerde hanım müşterim ısrarla ölen kocasının ismini yineleyip durdu.bilip bilmediğimi üzüntüden olsa gerek ciddi anlamda sorguladı ve kara gözlüklerinin arkasına gizlediği matemli gözleriyle bana karanlıktan bakıp durdu. öyle anlardan biri işte. hatırlasanız ya da müşteriyle ufak bir muhabbet kursanız iyi olurdu. yine de isim konusu aklınıza gelmez. ben Ahmet ben de Ali gibi...durumdan sıyrılmanın tek yoluysa; hanımefendi görsem hatırlarım kocasınızı ama isimden bilmiyorum işte çıkaramam. durumu kurtarmaya çalışırsınız artık başarılı olur musunuz olmaz mısınız bilemezsiniz yine de vahim bir gerçeği şu şekilde ifade etmenizde yarar var gibi. Allah başta size olmak üzere geride kalanlara sabır versin...

şirket adına çalıştığınız için madalyonun öteki yüzü de var. müşteri ile ilişkiniz hep düzeyli bir düzlemde kalmalıdır. örneğin bazı ofislerde bir-iki sandelye benzeri şeyler vardır. yorgun müşteriler gelirler ve o sandelyeye çökerler. evet bir iki dakika dinlenebilirlerde elbette ama kameradan sizi gözleyen sorumluya anlatamazsınız ve o telefon çalar.
kameradan sizi gözleyen şöyle der; efendim o oturan kim? tanıdık mı?
lütfen gönderin. unutmayınki orası iş yeri ve işyerinde tanıdık olsun veya olmasın ilişkilerinizi ve konuşmalarınızı kısa tutun. birde sizden ricam o sandalyeleri kaldırın...

evet durum böyleyken her hangi bir müşteriyle ilişki kurmanız zor. yalnızca bir iki dakika havalarda ısındı ya da havalarda yağmurlu gibi konuşmalar geçer ki siz o arada ya para üstünü verirsiniz ya da lütfen şifrenizi girer misinizi söylersiniz...teşekkür eder gülümseyerek gönderirsiniz.

bazı yaşlı müşteriler ise zekidir. yavrum uykun gelir bu sessizlikte. gelmez amca ya da gelmez anne...olsun evladım şu yukarı kısma ( yerini belirlemiştir) küçük bir televizyon taksanız iyi olmaz mı? şuraya da bir sandelye koysanız...burada amaç ben alışveriş yapar otururum. bu arada televizyon seyrederim. ilişkinin ileri safhası ise çay yok mu evladıma döner. daha ilerisi ise şudur; gezmeye çıkar namaz vaktine kadar size takılır vs...

tüm bunlara karşıysa benim bulunduğum ofiste ne fazladan dinlenilecek sandalye ne de yukarıda o köşede televizyon vardır...işin garibiyse televizyonu oraya astığım zaman anında bölge müdürü gelir ve şuraya kamera takalım der malzemeleri getirmeye gider....hemen o gün kamera çalışır...tüm bunlar o televizyon yüzündendir...bilirlerki arkası gelir...
bu nedenle benim ofiste televizyon sandalye olmaz. müşteri alışverişini yapar ya da yapmaz gülümseyerek çıkar gider...

öte yandan hanıma bunları anlatamazsınız. ölen kocasının ismini bilmediğinizi. zordur vesselam....

sonuç olarak kocası o gün Güven parkına gitmiş. gölgede oturmuş.
bakmış bedeninde bir rahatsızlık var hemen telefonuna sarılmış ve ambulans istemiş....kalp yetmezliği....

hanımsa üstüne basa basa kendi ambulansını bile kendi çağırmış der...
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-23 05:08:04
İsim : önemli mi
Başlık : vay vay dünya
Yorum : dairenin yemek hanesine ( neden daire denildiğini hiç anlamadım. devletin binasında neden demezler? ) indik. pencere yok. pencere yerine dört tarafı devasa camlarla takviye edilmiş duvarlar var. bu camdan duvarlardan bakıldığında anlatılmaz bir aydınlık. gündüz vakti tavanda yanan florasan lambalar. yeyin. yemeyen domuzdur lafının ıspatı. cam kenarındaki masaya oturduk. sevgili ablam öğle yemeğine davet etmiş. aslında tek amacı Hayriye...kızı bana yamamaya can atıyor. utanmasam pezevenkliğe mi analığa mı başladın diyeceğim ama karşımda oturan devlet memuru ve ablam. çenemi tuttum. şu kızı çıkarsana yemeğe...hayriye ortadaki masalardan birinde arkadaşıyla güya sohbet ediyor. ablamla bakışıp bakışıp gülümsüyorlar. oğlum böyle olmaz. seni evirip-çevirecek biri lazım.
düzene girersin deyince başımı çevirip Hayriye'ye baktım. selamlaştık.
gülümsedik.

et haşlama salata püre hoşaf yuvarlak ekmek...dalgınım.buraya gelirken
gördüğüm manzaradayım. o manazarada takılı kaldım. ne yapmalıyım nasıl davranmalıyım ne konuşmalıyım tokatlasam mı ama ne kızsam mı
konuşmasam mı bir tepkim olması lazım mesela kimdi o o kim yanındaki orospu mu desem ondan sonra cüneytvari bir tokat yanağına yanak kıpkırmızı artık görüşmeyelim seninle artık görüşmek istemiyorum. ben hayriye ile çıkıyorum artık. hayriyeyi karım yapacağım atacağım yatağa
sen diye hayriye ile si..kişeceğim seni düşleyeceğim sen diye hayriyenin canını yakacağım! sence ben yapar mıyım böyle bir şey? adi karı elbette yapamamam...ama hiç bir şey belli etmesem sana mesela...atsam sevecen otele. şark işi odada halının merkezinde mesela domaltsam seni yani işte intikamsa intikam böyle de alınmaz mı?

hıııı....ablam çok dalgınsın demiş. duymamışım yerine ürküyle hııı demişim. hıııı nedir lan şimdi bu? lan oğlum boynuzlandın mı aldatıldın mı ne zamandır birlikteler bunlar nasıl anlamadın nasıl oyuna geldin ne yapacaksın şimdi? ulan sorular hepinizi tümden si..keyim...çatal mıydı düşen? ablam terlemeye başladın dedi...hasta mısın yavrum? ne oldu sana birden bire?

iştahım kaçtı.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-23 06:09:12
İsim : önemli mi
Başlık : trafik
Yorum : her bayram yüzlerce insan çocuklarda dahil kazalarda ölüyorlar. telefonlara gelen iletilerse fasa-fiso. akşam haberlerinde seksen kişiden bahsettiler. bu seksen yüz yüzelli ikiyüz olur. gevşekler çözüm üretmek yerine savaşa girsek daha iyi olur diyorlar...durum vahim. resmilerin amacı ne? dörtgün süren bayram ongüne çıkarılıyor. tüm faaliyetler duruyor.

hanımdan yana zengin olan arkadaşıma soru sormuştum. yahu sen her yıl araba değiştiriyorsun diye neden? dostum çok şaşırmıştı. yasak mı var? ondan değil dedim. merak ettim araba alırken nesine dikkat ediyorsun? mesela kaportanın kalınlığı Allah korusun kaza anında ölüm riskini azaltacak bir araba mı alırsın yoksa sadece bu araba hoşuma gitti aldım mı dersin? birader ben arabayı alırken ya da değiştirirken sadece ve sadece aksesuarlarına bakarım. göstergeleri dikiz aynaları cantları vs...bana ne kaportanın kalınlığından...

sürücüleri anlamak çok zor. örneğin bizim cadde tek yöndür ve sürekli yukarıdan aşağıya akar. ama aşağıdan yukarıya aktığı zamanlarda çoktur. örneğin caddenin kör noktası vardır. son anda karşılaşırlar ve son anda kurtarırlar kendilerini. yukarıdan gelen frene basar uzun uzun korna çalar. sonrada anasını bilmem ne yaptığımın evladı der aşağıdaki levhayı görmedin mi gözünü s...tiğimin adamı...öteki duymaz. suçlu olduğunu bilir yine de doğru yola dönmez ters yola devam eder. geçenlerde alman menşeli bir araba ile tofaşın bir arabası kafa kafaya girdiler. tofaşın arabası ters yöden girmişti. alman menşeli arabanın sürücüsü indi doğruca burnu havaya kalkmış ön kaportası iki büklüm olmuş tofaşa yaklaştı. kır saçlı bir adam çıktı. adam evladım kusuruma bakma. kalbim var da o yüzden hastaneye yetişecektim dedi...ve bunu ben dahi birikenlerin hepsi duydu...böyle bir zihniyet var trafikte...

sollama sıkıntısıysa tamamen sabır ve kızgınlıktan oluşan bir hastalık.
uzun süre konvoya takılı kalan sürücüler bir an önce şu konvaydan çıkayım derdine düşüyorlar ve bir iki denemeden sonra çıkıyorlarda.
karşıdan gelen kamyon tır veya binek araba ise tamamen sollayanın insafına kalmış durumda. sollayan gaza basıyor. karşıdan gelende aksi gibi yavaşlamıyor...

örneğin yollarda pilotlarda var. vaayyy hıyar sen benim arabayı geçersin haaa..gibi...

dalgınlık ve uykusuzluk mesela...iki üç ayda uzun yola çıkma durumları...

peki devlet on güne çıkarmasın...ölüm veya yaralı sayısı yarıyarıya düşer mi?

Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-23 08:14:25
İsim : önemli mi
Başlık : sınır
Yorum : sence dedi kadın her şey bu mu? canım sıkıldı versene şu camelden. adam filtresiz kamel paketini çakmağıyla sürdü önüne. kadın kalın dudaklarının ucuyla sıkıştırdı cameli. zippoyu yaktı. daha ilk dumanda boğuldu. adam sesini çıkarmadı. kadın sigara içmezdi...boş sisli rakı bardağını uzun dolgun parmaklarıyla çevirip duruyordu. bu gece güzel.
adam yerinden kalktı kadının parmaklarından bardağı çekti. yarısına kadar doldurdu gerisini suyla tamamladı. tekrar kadının önüne sürdü...eh dedi fena sayılmaz. biraz da esinti olsaydı...evet dedi kadın biraz da esinti şöyle içimi ferahlatacak rakıdan bir yudum aldı gülümsetecek hoş davranacak kırık kırık sözcüklerle konuşmayacak o esinti...rakıdan bir yudum daha aldı beni evine götürecek yatakta meltem estirecek bir dalga olacak ikimizi ninni gibi sallayacak usulca kumsala bırakacak yorgun bitkin camelden bir nefes aldı alışmış olmalıydı dumanı çıkarmadan rakıdan bir yudum daha
adam yavaş ol biraz dedi...zamanımız bol...sana ne dedi kadın o badem simsiyah gözleri tekrar tabağın dibindeki yüzüğe takıldı, sen beni ne sanıyorsun bu yüzükle mi mutlu sona ereceğiz gelin ve damat olup bu yüzükle mi gerdeğe gireceğiz orospunun dölü! ağır ol bakalım dedi adam...ağzından dökülenleri toplatma bana. yuttturtma gerisin geri...
ne gizliyorsun benden? benim bilmediğim ne var sende? adam durdu.
kadına uzun uzun baktı içinden aşıktım ben sana geri zekalı dedi. bir ömür çekeceğim osuruğuna bile aşıktım...ama sen fahişenin önde gidenisin işte.beklerim ben sen çözülene sen anlatana kadar...gözlerini kadından kaldırdı adam. keyfin yok ne gizleyeceğim senden...çok çalışıyorum belki ondandır...öyle mi diyorsun şimdi? başka biri mi var?
adam yumruğunu sıktı. ya sen nelerde düşünüyorsun böyle dedi...düşünmemeliyim mi? çok içtin sen bu gece...kalkalım artık. evdekiler merak etmişlerdir...hepsinin haberi var. seninle olduğumdan.
evine götür beni...merak ediyorum yaşamını hayatını komşularını kedini
yatağını...sabah uyandığında pişman olacağın şeyler söyleme...eğildi başını kadının boynuna gömdü. o manzara boynunda açıldı ve oradan kulağına fısıldadı...acele etme seni gerdek gecemize saklıyorum dedi...
kadın derin bir iç geçirdi.zevk aldığını söylenebilirdi ama belli etmedi...
beni çok mu seviyorsun? öldürecek kadar! anlamadım bir daha söyle...
dedim ya öldürecek kadar!
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-23 14:12:42
İsim : önemli mi
Başlık : gel vatandaş
Yorum : masadan kadının ne zaman kalktığını ne zaman terasın korkuluklarına tutunarak aşağıya geceye baktığını ayrımsamadı adam. neden sonra masada bir boşluk kadının oturduğu yerde dipsiz sonsuz bir çukur bir karanlık vardı onu ayrımsadı. istemdışı fırladı ve o çukura doğru yürüdü.
çığlık çığlığa bağırıp duruyordu. hayır ölemezsin şimdi değil orospu anlatacaklarımı dinlemeden gerçek açığa çıkmadan geberip gidemezsin... kadının oturduğu yer ona dipsiz bir kuyu gibi görünüyordu. başı dönüyordu. adımını attı. olmadı. öteki adımını attı yine olmadı. boyuna zemine çarpıp duruyordu adımları. düşmüyordu yuvarlanmıyordu sırt üstü düşerken gök yüzünü sonra o gökyüzünün gittikçe uzaklaştığını görmüyordu. bu kez iki ayağıyla denedi. olmadı yine olmadı...nefes nefese kaldı. midesi bulanıp duruyordu. çişi gelmişti. baldırları sızlıyordu. fazla dayanamadı yıkıldı kaldı oraya...buna karşın kadınında adamdan haberi yoktu. şekiller ucu değmeyen uzantılar bir türlü bağlanamayan yollar her şey kadar kopuktu işte. düğüm mü? hadi canım dedi hangisine düğüm atsam bir sonrakinin düğümü bir geridekinin ipi çözülüyor-kopuyor...serseri. geri zekalı. şimdi kaldır beni işte. tuvalette bile seninle olurum. hele bu kafayla tuvalet cennet olur orospunun dölü...pırlantaymış. iki karatlıkmış...beni köşeye sıkıştımana gerek yok. ben zaten senin köşelerinim ama anlamıyorsun...Ece ablanın o kuru sıkı arkadaşı demişti aslında kızım bundan sana ne sevgili ne aşık ne koca ne de adam olur...iyi düşün...ben demiş olayım. o sakin efendi görünüşünün altında bana sorarsan kuduz köpek uyuyor o da şimdilik...ayol doğrar bu insanı...Ece abla arkadışına kapa çeneni demişti. neyse ne sana ne! kadın susmuştu anında. o güzelim bembeyaz porselen dişleri kime yaptıracaktı? Kedileşti hemen ardından. valla haklısın ececim bana ne...sonra da kıza dönmüş o koca kadın yavrum kusuruma bakma demişti...aşk başka şey...gönlünü hoş tut emi...

sen burda mıydın dedi adam? kadın korktu. sese döndü korkuttun beni dedi. ama aldırma işte dalmışım. özür dilerim dedi adam kadını korkuluklara çevirdi. arkasından kollarını doladı. göğüslerinin hemen altını kollarında hissetti. biraz yukarı zorladı. kadın hiç sesini çıkarmadı.

kahve içelim içeriz değil mi? içeriz dedi adam. sonra kalkalım. seni eve bırakayım. bayağı geç oldu...kadın sessiz kaldı. sanki her şey unutulmuş gitmişti. bütün o konuşmalar bakışlar dilin ucunda kalan itiraf edilmemiş sözcükler ama hepsi öylece donup kalmıştı...masaya doğru yürüdüler.
kadın içgüdüsel olarak döndü adama baktı. bir radar gibi taradı gözlerini. parçalamayalım birbirimizi ne olur...zaten her şey paçavraya döndü...adam gülümsedi...
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-24 06:22:21
İsim : önemli mi
Başlık : Eeee eee
Yorum : gerinip duruyordum. iyi mükemmel bir uykunun hemen sonrasında uyandığım sabahlarda yatakta kahvaltıda banyoda işte yolda hem esneyip hem de gerinmem gerekirmiş gibi bir hal gelirdi üstüme...rahatlardım. insanlarda tuhaf tuhaf bakarlardı. tanıdıklarsa gerinip durma üstümüze ağırlık çöktüreceksin ya da esneme uykumuzu getireceksin ya da gece beşik mi salladın havasındalardı. bu beşik olayını kendimi bildim bileli çözemedim sevgili akıl iyileştiricim...yani bana kalırsa çocuk meselesine dayanıyor değil mi? bilmiyorum ben öyle düşünüyorum. çocuk gece sancılanır canı uyku çekmez anası babası eeee eeeee bebiş derler ya...beşiğini sallarlar...bir de deprem sallar değil mi? koca kentleri beşik misali...şu büyük deprem mesela.komşumuz yaşlı namazında niyazında bir amca vardı bahçeye açılan kapıdan başını çıkardı o gün ne dedi biliyor musunuz? hadi dönün evlerinize dedi. bir rekat namaz kılın vurun yastığa başınızı uyuyun. ölüm bu çocuklar. öyle böyle nasıl olsa gelecek. ya gülerek ya da somurtarak...gülmedim burada. haklıydı amca. ya gülerek ya da somurtarak...

o heyecanını belli etmiyordu. insan korkusunu içinin demir parmaklı odasına koyarda hangi ara kapısına kilit vurur? aslında hiç bir şey yapmadım akıl iyileştiricim.siktir git dedim. elbette bu söz kendini birine becert anlamında değildi...kovma durumundaydı bu söz...ittir git de diyebilirdim ama bazen bu söz bile erotik gelir bana...ittir..ittir...kapıyı mı ağır bir eşyayı mı ittirip duracaz yoksa ciğeri beş para etmezleri mi?

mesela yeğenimin nişanında Hayriye ile dans edip durduk. kafam kıyaktı. ne yaptığımı anımsamıyorum hatırlamıyorum. Hayriye kulağımın dibinde erkeğim erkeğim sözcüğünü fısıldayıp duruyordu. benimki onunkine yapışmış...biliyor musunuz akıl iyileştiricim karı ayakta boşalttı benide kendinide sonra başı o uzun lapiska saçları omzuma düştü. saçları soluk alıyordu terlemişti...

belli etmiyordu işte. yoksa korkusunu apışarasına filan alıp orada gizleseydi emin olun kokusunu alır o korkunun orada icabına bakardım. o yüzden siktir git dedim...yine de direndi siktirip gitmemek için...

bu yazıyı yazarken de gerinip duruyorum. yine dağınığım yine rahatım yine esneyip duruyorum. ama dişlerimi fırçalamam gerek. ısıracağım tutar birilerini değil mi? mikrop kapmasın yani...
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-25 00:12:15
İsim : önemli mi
Başlık : mühim
Yorum : ağustos sıcağı ağustosun cırcır-cırcır öten çekirgelerini bile kaçırtıyordu.öyle bir sıcak vardı o gün. o gün can sıkıntım vardı. belki de olmayabilirdi. keyif benimdi. can sıkıntımı doğuranda yaşatanda öldürecek olanda bendim.

namaz kılmak için uzak yerlere gidilirse sevabı daha çokmuş. sanki çölü mü aşacaktım?öğlen güneşi tepemdeydi. tepem-beynim koca bir kazanın içinde kaynar suda haşlama oluyordu. terden oluşmuştum belki de...sıkılsam yer yüzünden kaybolur buharlaşır kaybolurdum...

Sarıkadı camisine sığındım. namaz vakitlerinde namaza durmadım. karanlık bir köşede akşamın olmasını bekledim. gözlerimi kapamaya gerek görmedim. güneş pencere camlarından çekilene her cama gölge düşene kadar bekledim.

sonra dışarı çıktım. avludaki çeşmede başımı soğuttum. kana kana aktıkça soğuyan suyu içtim. yüzümü sıvazladım. cami duvarına yapışık banklardan birine oturdum. çevremi seyre daldım sonra da tilkilerin kuyruklarının birbirlerine dokunmasını yakınlaşmasını nasıl olacağını
düşünmeye başladım ama dile kolay dokuz kuyruk bu.

yerimden kalktım. Osmanlı torunlarının yattığı asırlık ağaçların geniş yapraklarının gölgelediği yere geldim. ruhlarına Fatiha okudum. kapıyı açıp camiden çıktım. şekilsiz taşlara basa basa Mehmet Akif Ersoy'un dünyasına yürüdüm. Yukarı kata çıktım. sıkıntıma çare mi arıyordum?
Lafı dolandırmadım. Safahatı dili yüzünden okumadığımı söyledim. Aldırma dedi...öteki konu mühim.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-25 06:26:32
İsim : önemli mi
Başlık : bat
Yorum : ben gittim. düşmanımın mezarında duaya durdum.
kırmızı güller bebek çam ağaçları birinci sınıf mermer
ama o döşemişti kurşunları döşer gibi Allah adına
kanlarıyla yazmıştı duaları...duvarların ötesi maviydi
..........................................................................n.dayan

o gün niyetim Oktay'da işkembe içmekti. henüz okumamıştım Tutunamayanları...acıya acıyı katık etmiştim bol sirkeli ve sarımsaklı
hayallerimin ötesinde yaşıyordum ve üstelik huzurluydum Akif dededen sonra...
..............................................................................n.dayan

kimseyi satın almamıştım bir karıyı paramla yatağa atmamıştım
herşey karşılıklı olmalıydı öyle anlatmışlardı felsefeden ve ying yangdan
konuşmuşlardı.

akıl iyileştiricim alemdi ve yumuşaktı aşklarda karşılıklı olmalı ve ulamıştı sevişmekte...söyle bakalım çocuk ne düşünüyorsun bu konuda? zor bir soruydu hele bizim gibi ülkelerde. dedim ki - bir kızla
konuşmak için aracılar sokuyorsak araya kısa mesafelerde yürüyorsak
yakalanma korkusu yaşıyorsak elllerinden tutamıyorsak namusu düşünüyorsak hangi aşktan konuşalım sevgili akıl iyileştiricim?

gogol'un ölü canlar'ı sıradaydı. sabırsızdı sibiryadaki buz kırıntısı
çatlayan bir dal damlayan bir su yoktu sağırdı kar...ben düşmanımın kabrindeydim duaya durmuştum düşmanım cennetlik olabilirdi yada erenler diyarına karışabilirdi...dedim ki; ne çok can aldın sen ne çok kan döktün ne çok devlet adına çalışıp el üstünde tutuldun faşizmin babasıydı çizgili takım giyerdi sürekli ışıl ışıl boyanmış siyah deri ayakbalılar ve de hep el pençeydi insanlar karşısında...

sen aldıkça ben sana dualarla geldim...seni cehennem azabından kurtarmaya...kıymetliyim...mutlaka duyuyorsundur masadaş rakıdaş
aşkdaş kadında sizdendi faşizmin gelecekteki anası...

ama kimse çivilenmedi sevgili İsa'dan sonra
ama ben çivilendim gerildim vuruldum aldatıldım
oysa hiç bir günahım yoktu iyilikseverdim çoşkuluydum konuşkandım iyi niyetliydim ne eve kaldırdım onu ne dağ başına
hiç usuma gelmezdi kancığın önde gideniymiş
ne tuhaftır yarabbim küfür bile etmemiştim anasına...
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-26 05:37:19
İsim : önemli mi
Başlık : hayat bayram olsa
Yorum : kum torbası aldım ve adını koydum. canım sıkıldıkça vurdum canım çektikçe fotoğrafını koyup zevkle avundum.
.......................................................................................n.dayan

racon kesmeninde onuru vardır oysa. yani içinde tümüyle bir aşk yaşıyorsan kendini artık soyutlaman gerekir.
........................................................................................n.dayan

ruhlar dünyası,

bir dede geldi. bize katıl dedi. siz kimsiniz dedim? sözüs şarkıyız şiiriz ney'iz dedi...ama aşk'ız demedi...sıkıntı buradaydı en azından kendi tarafımdan baktığımda.

birdenbire kaybolurdu. peşinden koştuğumdaysa yok olurdu. varlık ve yokluk bu olsa gerekti. varlığını severdim yokluğunu özlerdim. ama ne zaman düşünsem o gün içinde tezgâhımın önünde olurdu...bize katıl dedi...
........

Raspa ( üç köşeli keskin bir alet ) ile avuçlarımdaki nasırları kazımaya çalışıyorum. sabah bir deniz kadar dinginim. mis gibi bir mayıs var. gök yüzü masmavi...bu gün bir konu bir şey planlamadım. yemin de etmedim ama kimseyi öldürme dedim.bir duvar kertenkelesi... ayak parmaklarımın dibinden bana bakıyordu o ara kapı çalındı. açsam mı açmasam mı yoksa zil takıp oynasam mı? Sevecen otel'in ikinci katındaydım. açtım. açmasaydım iyiydi ama açmış oldum artık...
Onur'du. Onur'un bu kısa notlarda pek işi olmaz yoktur daha doğrusu.
- Naber Onur dememe kalmadı. Babasının ya da kendi odasıymış gibi beni kenara itekledi ve odaya daldı...
- Hiç aklıma gelmezdi dedi...Dostum Filiz beni aldatıyor...
- Ha siktir dedim...ciddi misin?
- Hem de çok...görürsün öldüreceğim onu! Bana yapılır mı ulan. Kaltak ne olacak. Ulan ben profesörüm be bana yapılır mı?
senin profesörlüğüne s...yım diyeceğim ama zamanı değil...
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-27 06:09:01
İsim : önemli mi
Başlık : ne için
Yorum : yıkıntıların onları sarmış olan azgın otların sıcağın pis kokuların açlığın
ilgisizliğin ortasında kalan kediler-köpekler-fareler hatta kertenkeleler
zehirli zehirsiz aklınıza ne gelirse küçüklü büyüklü böceklerde ızdırap ve huzursuzluğun pençesinde kavga ediyorlar havlıyorlar miyavlıyorlar isyan ediyorlar...hele sevgisizliğin ve kıyımın ortasında yaşıyorlarsa bu canlıların yaşamları başlıbaşına dert ve risk altında. her sabah uyandığımda köpeklerin yavrularıyla ulumalarına kedilerin kavgalarına tanıklık ediyorum. hiç kimse onlara ne güven ne ilgi ne de bir okşama veriyor. epeydir insanlardan da kaçar oldular. çağırırsınız gelmezler gelseler bile sanki bir suç işlemiş gibidirler...

elbette hayvanlarda olan bu belirtileri bizim sevgili Onur da yaşadı. hayvanlardan farkı herkesin bildiği düşünme gücü mantıklı karar alma yeteneği profercö yaklaşımları sayesinde tanınmış üniverisitesindeki görevine kısa zamanda döndü. hatta Filiz'e inat genç alımlı baştan ayağa dişilik hormonları salgılayan öğrencisiyle evlendi bile...hepimiz sevinmiştik. Onur bizim için şanşı ve mutluluğu yakalamış bir insandı.
Filiz onun için bitmişti. On yıllık evliliğini silip atmış hatta aldatılmayı sindirmiş yemiş yutmuş öğütmüş kimsenin bilmediği bir duvar dibine kusmuştu...bir ara Onur'un yerinde olmayı da ne yalan söyleyeyim çok istemişimdir. her babayiğit beceremez yani...

elbette biz hepimiz pek normal yaşamasak bile en azından normal insanlar gibi yaşamaya çaba harcıyorduk. örneğin ben o dönemlerde
bulunduğumuz kokumuzu bıraktığımız sokaklara mağazalara kaldırımlara tiyatrolara sinemalara kafelere restaurantlara parklara uğramıyordum. aklımca onu bana anımsatacak yerlerden uzak duruyordum. kendimi iyileştirmem şiddeti darbı kötülüğü hainliği unutmam en azından asgariye indirmem gerekliliğinin bilinciyle ayakta kalmanın ölmemenin savaşımını veriyordum. karnemdeki notları kendi kendime düzeltmem gerekiyordu. bunda ne kadar başarılı oldum ya da olmadım ya da başarılı olmam başarısız olmam pek önemli değildi, önemli olan yeniden başlamamdı belki de....

Onur'un genç eşi ikinci çocuğuna hamileydi. Onur ikinci çocuğunun doğumuna birbuçuk ay kala odasının kütüphane kokulu ortamında başına bir kurşun göndererek yaşamına son verdi. bıraktığı notta en azından dalga geçer gibiydi. Filiz' in yaptıklarını unutamadım. Sizleri kandırdığım için beni bağışlayın yazıyordu...

bazen öyle anlar vardır ki; o büyük kötülüğü asıl kime yaptığınızın bilincinde olursunuz. ama yinede yaparsınız. siz öldüğünüz için geride kalanların sizi bağışlayıp bağışlamadığınızı bilemezsiniz...dimi hıyar Onur...

hayvan mı olsam ne yapsam?
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-28 07:29:06
İsim : önemli mi
Başlık : neşe
Yorum : bir kaç damla yağmur düştü ve hepsi buydu. bir kaç damla. sonra, zaten dağınık olan bulutlar birer birer hoşça kal dediler henüz güneş doğmamıştı. sıcak ve ter var bu yıl. her halde bedenim hiç bu kadar suya girmemiş hiç bu kadar damacana damaca su içmemiş hiç bu kadar gölge gölge serinlik serinlik diye inlememiştir...

dolabın motoru hala fıssss...patronla müdürü konuşacaktım pazar sabahı, sabahın köründe bir ileti; sevgili büyüğümüz bu günden itibaren şirketi oğluna devretmiştir. siz çalışanlarına sevgileriyle...saygılarıyla yok mu? yokmuş. müdür işi yattı böylelikle...

bu yazı erken yazılacaktı ama ağ bağlantısı sorunlarıyla karşılaşınca bu vakte kadar uzadı...

sevkiyatçılar ise dalgadalar...ulan bu mallar niye dağınık niye çatlak-çutlak....sırıtılar...dediler ki; Suriyelilere sor amcaaaaa...hay amcanızın ebesini....ne yani paketleme de Suriyeliler mi çalışıyor...eveeeetttt dayııııı....hay dayınıza sizin...

pazar sabahı ikinci ileti geldi...ileti sendromu hastalıkların bütünü mü şimdi yoksa azap veren bir stres mi? askeriye de çalışıyoruz ya...ileti şöyle ikinci bir talimata kadar şirket aranmayacak. ahu ve tuğçe hanım sizleri arayacak...bunun bir tek açıklaması var. arazi olun da görelim ya da mal bildirimini verip komşuya kahvaltıya gidinde görelim....

bana bakmayın. ben özelim. telefonun kablosunu karşı kaldırıma kadar uzattım. şirket arayanlarına serinlik ve gölgeden yanıt veriyorum....
abi hep erkencisin maşallah hep gülüyorsun ne kadar neşelisin...
müşterilerle de anlaştım. alacağınızı alın paranızı bırakın üstü için bozukluk kutusu masada...sağı solu dağıtmayın. yazar kasa fişini alın. fiş almasını bilmeyenler için tarif karşı duvardaaaa....

hepsi şakaaaa mıydı?

evet bari bu gün günaydın diyelim. herkesi düşün bir sizi düşünmeyeyim. olmaz....
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-28 18:48:21
İsim : önemli mi
Başlık : Uzman
Yorum : Zamlar ilk anda insanların ağrına gitti. Koskoca üreten ülke her yıl olduğu gibi bu yıl da çok çalışmaktan 10 koca gün dinlenmek üzere tatile girdi kan döktü sahillerle sarmaş-dolaş oldu kazalarda onlarcası öldü. Bana mısın demediler. Tuhaf olansa ağırlarına giden zam içinde aman ya alıştık demeleriydi. Bunları büyülen nefes sendrom uzmanı olabilir.
   
Tarih : 2018-08-29 10:19:02
İsim : önemli mi...
Başlık : kuşlar
Yorum : gece yorgunluktan uyuya kalınca bir iki karalama da yarıda kaldı. gerçi çile çile
yaz yaz da ya sonunda fırtına gürlerse. şimdilik sessiz. ben de damarına basmaktan çekinen biriyim. yetti ulan diyene kadar. sonrası sonraya kalsın.

dün hiç adetim değildi. meslek sordum. yanıtı tatmin etmedi. finans ve para dedi. bankacı olamaz. üstelemedim. ama konuyu dağıttım. kasım ayında kıtlık
bek%u013Aeniyormuş.güldü. inandınız mı dedi? ben de sizce inanmalımıyım dedim?
size kalmış dedi.

benim sözlüğümde paronaya her zaman faydalı durmasa da beni zaman zaman
yanıltmaz.

etraf bu esrarengiz tiplerle kaynıyor. dikkatli olmakta lazım. hele Uzman hakkında konuşurken..baksanıza sessiz ortalık. duronlar mı var aramızda bilinmez?
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-29 12:22:07
İsim : önemli mi
Başlık : mentol mantalite
Yorum : eskiden iki ayaklı çağımızda uçan kuşlar var. yeni mi girdi içimize? buna isim verdiler: duronlar. yani gecenizi uykunuzu bölen bir sesin sinsi sinsi sesini duyarsanız bilinki bunlardan biridir. tilki olmanız için kulaklarınızı yıkatın.

bendeniz şarkıcı olmayan yani ben deniz bunların iki ayaklı olanlarından çekmişimdir. bunlar haber götürüp getiren güvercinlere benzemezler.
beyinleri düşündüğü için ıspatlı olsun diye fotoğraflarınızı çeker konuştuklarınızı kayda alırlar. üstelik sizinle aynı ortamda bulunurlar )
yaşarlarda...

belki de ülke diktaseverlerle yönetiliyordu.insanlar demokrasiyle yönetiliyoruz
havasındaydılar.

diktayla demokrasi uymaz.nedeni basit::

1/ kendine bağlı ordu-polis-sivil-tipler olur...
2/ helikopterler
3/ duron filosu
4/ iki ayaklı filolar
5/ balkonlar
6/ saltanat-halife
7/ bol bol korku ve bol bol hapis olur...
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-29 17:08:42
İsim : önemli mi...
Başlık : ellaamm
Yorum : ıraklıyı libyalıyı talabaniyi afganlıyı mısırlıyı vs...besleyen emziren ana uzmanıda besleyip emzirip piyasaya sürdü.bunda şaşılacak bir durum yok.

insanlar travma şaşkınlık sendromuna yakalsndılar ki bu konunun yabancısıydılar.bu konuya yabancı kalan insanlar yıllardır tcde yaşıyorlar.
kaybettiler. sendrom sonucu yıkım ölüm vardı. tclıler henüz yolun alıştırma aşamasındalar.2ci3cü aşamada neler olur neler olmaz?

arafatı fransada bitiren düşünce hamasıda bitirir.

çağımızda diplomasi işlerinde dayılık sökmez. batının anası derki mesela lütfen kendinize geliniz. rica eder istirham ederim der. sizse şu saçmalıkla
yanıt verirsiniz dört büyüktür beşten...

şimdi dört halifeyi veya maneviyatınızı anaya ve sanayiisine kabul ettiremezsiniz. bilimde dört beşten büyük değildir olamazda. ana ve halkıda
her pazar kiliselerine gidiyorlar. isaya bakıp dört beşten büyüktür demiyorlardır. deseler isa bu tokadı vurdu mu otutturur dimi.

diplomasi sanayisi olsaydı mesela kaliteli diplomatlarda çıkardı ellaamm...
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-29 23:07:57
İsim : önemli mi
Başlık : sendromun kilosu
Yorum : tıpkı uzmanın konuşması. bir uğultu bir uğultu. bir alkış bir alkış...bir umut bir umut...milyonlar o ara tüm inandıkları değerleri unutuyorlar.
uzman ilah oluyor birdenbire...peygamberimiz diyenlerde cabası...
...

bu gün genç bir adam geldi. abi napıcaz biz. her şey ateş pahası. onlara bir şey olduğu yok. olan sana bana vatandaşa hepimize oluyor.
...
oy verenleri izliyorum. konuşmuyorlar ama mutlu da değiller. tanınmış mağazanın müdürü kasımda bekleniyor abi diyor. hangi tarım ülkesinden bahsediyorlar bunlar diyor. oysa tüm bunlar beni zerre kadar alakadar etmiyor. öyle törpülendim. çünkü. azar azar lime lime alıştırıldım. ben iktidarlar tok yatarken küflü ekmek yediğimi bilirim. beni anlayanlar benim gibi yaşayanlardır ancak. küflü ekmek ve kediyle bölüştüğüm kırıntılar...
...

bu üretim konusunu sanırım ilk meclise taşıyan tansu çiller hanımdı..
çok şaşırmıştım. milli değerlerimizi konuşan bir başbakan vardı meclis de.

sonra o da sustu. sigarasını ağızlıkla içen zat vardı. karizma-kumarı seven zat...koalisyon zamanı...buğdayımız yetmiyor. aslında o günlerde
buğday da satımımız vardı. amerikadan buğday almamız lazım. çiftçiye kilosu beş kuruş dediler mesela. oysa çiftçi haşatını kaldırdığında kredi mazot işçi saman balyalama vs derken on kuruş masraf yapmıştı.
isteyen getirsin kilosu beş kuruş...aynı zat o yıllarda amerikadan buğday getirtti ve siloları doldurdu. ağızlığına sigarasını yakıp devlet kasasından halkın ödediği vergilerden amerikalılara kilo başına 40kuruşu seve seve ödedi...kendi buğdayına 5kuruş veren ve çiftçiyi batıran zat Amerikalılara 40kuruşu verdi....
...
et balık kurumları bitti. türk bankacılığı bitti. üretim kökünden bitti. özelleştire özelleştire satacak bir şey de kalmadı ama otoban yaptılar köprü yaptılar savaş sanayimizi yenilyoruz diye diye f35 uçakları anlaşması yaptılar ve işin garibi ölene kadar geçmeyeceğim köprülerin parasını benden alıyorlar. otobanlar için ceplerinden maaşlarından ödeneklerinden bir kuruş çıkarmadılar ama bu sendromu halka malettiler...otobanlar Avrupa fonundan geldi. otobanlarda avrupa marka arabalar fır fır dönüyor. o arabaların ülkeye beş kuruş faydaları yok. olduğu gibi almanlara Japonlara korelilere akıyor...
...
doğu ve ortadoğu sendromunu en güzel bir kaç yıl önce müzeyyen hanım açıklamıştı. mısıra gittik. herkes yatıyor. camilerde gölgeliklerde.
kimse çalışmıyor. doktor bile randevusunu gece yarısına veriyor...
...

har vurup harman savururken dışarıdan saman balyası sanki bedava olarak geliyor...

Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-08-30 05:56:32
İsim : önemli mi
Başlık : vatandaş
Yorum : vatandaş takıntısı veya sendromu:

kendine indirilen en son kitabı mealinden bile okumuyor, gidiyor sayısız tarikatlara katılııor. tarikatlar nasıl yönlendiriyordsa dini sorumluluklarını
Allah'ı dışlayarak tarikat başındaki adamın düşlerine inanarak yerine getiriyor. sakal bırakıyor şalvar giyıyor eşini ve çocuklarını kapatyor. tüm bunları başındaki zatı düşünerek yapıyor. bu arada ne kitap ne hadis ne sünnet ne şiir ne roman okumuyor. okusa düşünse bir şeyler öğrenecek ama vatandaşa kulaktan dolma sözler yetiyor. bu arada çıkar var. tarikat iş veriyor aş veriyor vatandaş emeği alın terini unutuyor.

aklına ge%u013Amiyor yılllardır başka parti gelse ne yapacak diyor ve aynı partıye oyunu veriyor. sabit fikir teslimiyetçilik hasta%u013Aığıdır bu. hiç olmazsa bunlar müslüman namax kılıyorlar cumaya gidiyorlar ramazanda vatandaş ziyaretleri var. şehıt törrenlerine geliyorlar vs.



vatandaş sorgulamıyor. sorgulamadığı için kulliyeye saray demiyor. orası vatandaş için el açma kapısı oluyor. ayran döner su bir tas çorba. be%u013Aeşe alıştırıldığından haberi yok. nasılolsa terlemiyor. orada tüm değerlerini yitiriyor. bir kaç gün karnını doyurduğu için mutlu. o yediklerinin parası benden çıkıyor. benden kesiliyor. o yüzden benim gibiler ödenmiş beş çuval vergi makbuzunu terini emeğini içi rahat bir şekilde çöpe atıyor. çünkü iktidar ve vatsndsş mutlu olsunlar diyor. vergısini ödeyenlerse kıyıda kalsınlar...


hakkımı helal etmiyorum. çünkü müstehaksınız. tembelsiniz.

tüm bunların tersi olsaydı bu iktidarlar terör estirmezlerdi. en azından bu ülke dışa bağımlı hale gelmezdı.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.