Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Günaydın Şiirleri
Mektup Kutum
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
Şiir Defterim
Yalnızlık
Özlem
Günlüğüm
Sevmek Seninle Olmak ...
Güneş kime doğar?
Verilmiş bize hüdada ...
5x5’likler
Muazzez
imlalar
kutlama
Muz Cum.
seve seve
Günaydın
Bahar bize de gelsene
Gün Sana Kavuşuyor
Ah İstanbul İstanbul olal ...
Öyle gözlerimin içerisind ...
sabah kahvesi, gümüş, sabaha nasıl başlamalı, çay simit kaşar, sabah kahvaltısı, botanik bahçem, çiçek fotoğrafı, doğada yürürken, günlük, tümü

Şu an sitede 7 kişi on-line
Bugün 1,254 ziyaretçi 
Toplam 13,185,435 ziyaretçi 
 
 
   
  Senin mabedindeyim
  16.05.2018 - Şiir Defterim / Özlem
   
 

Senin mabedindeyim
Güllerin arasında
Yalan yok
Seviyorum bu bahçeyi
Bazen ama bazen..
Utanarak bakıyorum kıpkırmızı renklerine
Kumruların sesini dinlerken
Gitarın ezgisine katılırken
Orada bir yerde ölen çocuğu düşünüyorum 

   
   442 kez okunmuştur. Yorumlar (3) - Yorum yaz! - Etiketler :
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :
   
   
Toplam 3 yorum yapılmıştır.
Tarih : 2018-05-16 21:26:07
İsim : semi
Başlık : "hoşçakal"
Yorum : "VAR" olma sanatı öğrenilebilir durum olsa da anlaşılabilir değildir. Esas neyle kendini var ettiğin sorusunu cevaplamaya mecbur eder. Kim ya da kimler, ney ya da neyler yine aynı soruya esas olan savunmadır. Hangi ucundan tuttuğuna göre değişen uzunca ipin yumak olduktan sonraki hikayesi gibidir. Başlangıç olan son mudur?
Sondan başladığım için mi başlama yerindeyim?...Sorular var olma durumunu cevaplamaya yetmediğinde yeni sorular üretip sözde yeni cevaplar keşfetme arzusu uyanır. Bu böylece akar gider. Sonlu ırmağın suyunu tartışmak gibidir vedalar. Ne yazık ki her veda bir başka merhabayı beraberinde getirmez. Doğal olarak esas bozulur denge yiter. Tekrar "var" olmak için arayışın başlar.

Sonra ne olur?

bir şey olmaz. Hiç bir şey olmaz aslında. Zira hayat kendi bildiği gibi akar ve hiç birimizi planında barındırmaz. Hayat akarken yosun tutmadığı için her nehrin yatağı; yani her var oluş, sanki tertemiz yepyeni başka başlangıçtır. Sürekli hareket halinde olan medeniyetin içinde "var" olan her şey izi bile olmadan esasa geri döner.

"hoşçakal"

***
"var" olma sanatı, varlığın bir anlam ifade ettiği zaman kendini gösterir. Sen "var" olduğunu sandığın zaman görünmez hale gelmeye başladığında sanal bir hikayenin bileşini olmanın ötesine geçebilmen mümkün değildir. Gizli anlaşmaları vardır doğadaki birlikte yaşamların. Dile getirilmeyen, sözü olmayan anlaşmalar. Biz buna birlikte yaşama kültürü diyoruz. Birlikte yaşarken küçük balıksan, büyük köpek balığı da seni yemeğe karar vermişse senin bir şansın yoktur kaçmaktan başka. Köpek balığı açar ağzını ve çiğnemez bile yutar. Bu yutmaya dayalı bir yaşam kültürüdür. Farklı kültürel kimliklerin topluluk halinde yaşama ve "var"lıklarını sürdürebilmeleri de bundan farklı değildir. Karşındakini itmek, varlığını hiçe saymak başlı başına bir vedadır aslında.

Hayat bize öğretiyor ki "herşeye rağmen" bir "var" olamıyorsun. İçinde bulunduğun sistemin; vahşi kapitalizmin bir parçası isen, senden etini istiyor, kemiğini istiyor, iliiğini istiyor. Gözünü istiyor, kulağını istiyor, parmaklarını istiyor, yaralı dizini istiyor. Tırnaklarını istiyor. Serçe parmağını istiyor (Serçe parmağım iyleşmedi hala bu arada ) Olabildiğinle "var" olamıyorsun.

İçinde yaşadığımız sistem bizi atıl yığınlar içerisine getirmiş olduğu için ilişkilerimizde varlık üzerine değil, yokluk üzerine kuruluyor. Çünkü bu sistem sömürüye dayalı bir sistem. Sen aynı anda iki yerde birden "VAR"
olamazsın. Bugün seni var eden köpek balığı yanında yüzmene izin verir. Konuşmana izin verir. Sana merhaba der. Sana balık olduğunu ve bir solucan olmadan da yaşayabileceğini öğretir. Seni besler. Sonrada seni yer. Sen var olma mücadelen bile aslında yok olmak içindir.

Bir ağaç bedeninde hem mantarı, hem karıncaları, hem uğur böceklerini barındırabiliyorsa, birlikte yaşam kültürünün de birbirini barındırabilen insanlar yaratabilmesi gerekir. Fakat toplum bireylerinin böyle bir derdi yoktur. Sözde sorular ve sözde cevaplar bizim için daha önemlidir zira. Elimizi kıpırdatıp orada bir taş vardı bak aldım şunun üzerine koyayım demekte yoktur. Biz ancak aşağılayabiliriz mantarı, karıncaları, uğurböceklerini ve ağacı. Onların birlikte yaşam kültürü, insanın düşünme ve algı sınırlarının da dışına taşmıştır artık.

Tekrar "VAR" olma telaşı yoktur artık vedalar varsa. Bir varlık "YOK" olmuştur. "Var" olmanın tek dayanağının "yok" olma olarak kendini göstermesi ne kadar acı ise vedalar da o kadar hissizdir.

Sonra ne olur?

Bir şey olmaz. "HİÇ BİR ŞEY OLMAZ" sadece "hiçlik" olur. (PS:Ben de bir şey olmazdan sonra hiç bir şey olmaz yazmışım. Geri döndüm baktım sen de onu yazmışsın bu arada-PS: Not demektir). Nehir akarken yosun tutmaz. Nehir herşeyi alır götürür.

Şimdi ne olacak?
"VAR" olma savaşı bir fare zehiri, bir serçe parmak, bir imkansızlık halini almışsa ve bu korkunç uçuruma doğru gidiyorsa, "YOK" olmak artık kaçınılmazdır. Zira "VAR" olmanın etinin eksilmesi varlığı varlık olma koşulundan eksiltir.

Bu bir heyecan anı değildir. Bir başkalaşım anı değildir. Bir bilinç düzeyidir. Kendi kendi kendini besleyen. İnsanlar aynı dili (konuşma dili) konuştuklarında kültürel kodlarını birbirlerine aktarabilirler. Fakat ortak bir dil yakalayamamışlarsa iletişim kuramazlar. İletişim kuramazlarsa önce birbirlerini ısırırlar. Kopardıkları her lokma onların açlıklarını gidermek yerine büyük yaralar açmaya başlar. Zira kendini ifade edemeyen bireyler koca bir boşluğun içerisinde yuvarlanmaya başlarlar.
İletişim kurmanın yolu, korku, öfke, şiddet temeline dayanamaz. İçinde bunları barındıran her iletişim, canlıları ölü taklidi yapmaya zorlar. Köpek balığının ağzını açtığı an, aslanın ceylana pençesini geçirdiği an, kartalın avını yakaladığı an.... o an ve o koku varya o koku, bak seni öldürüyorum kokusu, hayvan onu hissetmese belki hiç çaba bile harcamalarına gerek yok tur bu güzide yaratıkların avlarını yakalamak için onlar gelip kendileri teslim olur.

Var olup, Veda olup tekrar var olup hiç olunmuyor aslında Literatüre göre başka bir şey oluyor. Adına "zıkkım" denilen. Bir ileri aşaması olarak, "Zıkkımın kökü" olan. Canlı canlı gebermek diyenler de var buna. Bir benzetme imgesi kullanmak gerekir ise yeterince açıklayıcı olması açısından; Oradan tertemiz bir dere geçmektedir. Olayın muhattabı bu gözide temiz dere temiz temiz aksın görüşünü dile getirmeye başlar ve medeniyet denilen bir tane dişi kalmış canavarın içerisinde teslimiyet bayrağını çeker. İki yaklaşım arasındaki fark hiç gibi görünse de bir kuş çığlığı bırakır arkasında:

"hoşçakal"
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-05-17 10:30:13
İsim : önemli mi...
Başlık : Eleştiri
Yorum : İt Necati yüzünden bu sabah ofise demir attım. Fazla derin mevzular bana fazlasıyla mafyavari gelir. Sığ sade bakir olmalı yazılar. Buradaki yorum gibi ağır olursa güvertem zavallı gövdem hasar görür ve sizlerden davacı olmak zorunda kalırım. Yalpa yalpa çarpık-çurpuk olmamı istemezsiniz yoksa ister misiniz? Neyse. Felsefenin Temel ilkelerini yazan ve belirli çevreleri istemeden de olsa sarsan Zatın beni sarsmasına izin övünerek belirtmeliyim, izin vermedim. Froko Gazoz mu Froko Buz mu denen freud denen beyaz sakallı hayvan ve insan bilimciden de uzak durdum...
Eee koca yazınızdan bana ne kaldı?
1/ balık
2/köpekbalığı
3/nehir
Neyse...
Gül kokusundan ve gülden hoşlanmam. Gül suyu musalla taşında kıçıma pamuğu ve sokanı anımsatır.
Paris yazınızı bir kenara bırakıyorum gerçekten fena değildi...ama öteki yazılarınızda hep aradığım şuydu; Vanilya Kokusu hem de Vazelinli...umarım yazarsınız.
***
Umarım yazarım
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-05-17 11:23:47
İsim : Tgrt
Başlık : :(
Yorum : Uzaklaşmış hiç ben yok belkide benim kuruntum hiç görmedi beni 300 yıl geçse de bekleyeyim ben yine La Isla Bonita dinleyeyim.
***
Senin kuruntun
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.