Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Günaydın Şiirleri
Mektup Kutum
Mektuplar
Kuyruklu Yıldız
Yamalı Mektuplar
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
Şiir Defterim
Günlüğüm
Merhaba Çaydanlık
Sen...
Cennetimi Sana Verdi ...
Marché aux Puces Par ...
Bir mektup da sana: ...
....
Gün Ağarırken
Zurnanın müziği
kapris çekemem
temiz demokrasi...
Canım
Ayrılığın rengi
Artık kimse mektup yazmıy ...
Deli’mden mektup gelmiş
Sana Hasret
günlük, şiir, antalyada bir akşam, uyanamayanlara uyandırma mektubu, hayatı sızısından tutana mektup, vazgeçenlere mektup, aşk, mavi kapılı ev fotoğrafı, bursa inegöl oylatta bir gün, tümü

Şu an sitede 15 kişi on-line
Bugün 1,023 ziyaretçi 
Toplam 13,481,786 ziyaretçi 
 
 
   
  Merhaba Çocuk
  07.11.2016 - Mektup Kutum
   
 

Merhaba Çocuk,
Benim eksik dalım.
Yaralı dalım.
Kanadı kırık dalım.
Ötelenmiş yanım.
Gözlerimin yaşı çocuk.
Havaya suya sığmayan çocuk.
Ağlarken gözyaşı olmayan çocuk.
Gülerken gamzesi kaybolan çocuk,
Nefes alabiliyor musun?
Sen nefes aldıkça ben uyuyabiliyorum çocuk.

   
   1,936 kez okunmuştur. Yorumlar (6) - Yorum yaz! - Etiketler :
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :
   
   
Toplam 6 yorum yapılmıştır.
Tarih : 2016-11-07 14:25:13
İsim : masal
Başlık : merhaba
Yorum : masalsız büyüyen çocuk...
------
Kocaman ellerim var benim
Bir balonu havalandıran eller
Küçücük sözlerim var benim.
Büyük hayallere yelken açan sözler
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2016-11-11 06:13:42
İsim : önemli mi
Başlık : Haberler...
Yorum : Mutfakta dikilip kombinin koruyucu meleği regilatörün dijital ekranındaki giriş çıkış rakamlarına bakıyorum. Giriş 241 çıkış 221-224 arasında oynayıp duruyor. Dengesini tutturamamış ülkelerin enerjileri de oynak-dengesiz olurlar. Mutfak doğu tarafında. Bu yıl saat ayarları sabit kaldı. Sabit kalma olayını şirket sahipleri de MEB da benimsemiş olacaklar ki, sabahın köründe kapkaranlıkta bacak kadar veletlerle yollara dökülüyoruz. Madem sabit kaldı zaman, ilgili makamlar; okulların ve bizim ofislerin açılışını bari bir saat ileri alın. Örneğin dokuz olsun...Mutfak doğu tarafında. Çok fırtına yer. Fırtına aniden susar. Yerlerdeki ölü yaprakların sürüklenişinin hazindir melodisi...
Kahvem her zaman olduğu gibi soğumuştur. Tepelerde karanlığı orada burada rastgele dikilmiş elektrik direkleri aydınlatır. Köpekler ulur.
Bütün yaşamımın tek tanığı burasıdır. El atılmamış trafolar rant için bekleşen araziler ve sık sık sönen enerji...Mutfak perdesinde hiç bir zaman kalın perde olmadı. Her zaman ayda bir yıkanması gereken tül perdeyi aralayıp Turan Amcanın ( öldü ) iki katlı evine bakıp, artık
o evin pencerelerinde hayat belirtisi kalmadığı gerçeğini yeni yeni sindirmeye başladığımı anlıyorum. Kızları da yaşlandı. Bahçedeki salıncak paslandı. Elma ağacı gülleri sarmaşıkları bakımsızlıktan
sıskalaştılar. Kızlarından biri belki de laf olsun diye resim çalışmaları yapıyor. O kız arada bir pencerelere ya da balkona çıkıp bir sigara tüttürüp tekrar içeri giriyor. Öbür kızları ve oğlu hiç görünmüyor. Bana ölmeden mezara girmişler havası varmış gibi geliyor.
...
Emin abi hanımı iyicene dağıldılar. Son olaylardan sonra damatlarının başına gelenler ve kızlarının sürekli üzüntülü olması karı kocayı sürekli
İstanbul-Ankara arasında mekik dokumak zorunda bıraktı. Yine de dayanıklı insanlar. Aile birliğini diri tutmaya çalıştıkları gibi diriliğin yıpranmasına da izin vermiyorlar. Dünkü telefon trafiği;
- Evet hanım. Patlıcan aldım. Marul aldım. Domates aldım. Yarım kilo
limon aldım. Soğan aldım. Ne kaç kişi var otobüste? Ciddi misin?
Bana dönüyor. Altı kişi varmış koskoca İstanbul otobüsünde, dedikten sonra yeniden telefona dönüyor. Akşam altıbuçuk gibi inerim Kurtuluş' a. Tamam tamam. Hadi emanetle selametle...Emin abi. Karısı. Üzüntülü.
Şimdi nöbeti damadın annesi babası devralacak... Sakıncalı dönemi başladı. Öğretmen olan damat için ve ötekiler içinde...Damadı kapıdan çevirmişler. Kusura bakmayın ne olur deyip...

Kusurları bol olan ülkelerde genelde kusurlular suçlarını örtbas etmek için kusursuzları sakıncalı durumuna düşürürler...
...
Abd' nin yeni başkanı...

O minicik gözlerde şaşkınlığın mı yoksa şeytaniliğin mi pırıltısı var?
Eh piyasa pazar ekonomi adamı. Bir yasa çıkarır. Ödemediği vergi borçlarını öder.
...
Küresel güç
Küresel ekonomi
Küresel savaş
Küresel terör
Küresel çıkar....derlerken bir kul da çıkıp (bari ben söyleyeyim...)
KÜRESEL AŞK demiyor...

Küreselliğin aşka gereksinimi olmaz mı? Ama Önce Baronların Aşkı
damarlarında hissetmeleri lazım. Belki o zaman Küresel sevda Küresel
aşk filan derler...

Ya da bizim türkü gibi mavi mavi masmavi veya bak yeşil yeşil derler.
Biri Özgürlük biri Ölüm...Onların yalancı aşklarıdır bunlar...
***********
KÜRESEL AŞK HA!
Üçüncü dünya savaşını mı çıkarıcan sen.
Güç, ekonomi, inşaat derken gidiyoruz böyle işte.
Şimdi küresel aşkı nereden çıkardın.
Ortalığı mı kavurucan!


Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2016-11-13 08:42:52
İsim : önemli mi..
Başlık : Kulun biri
Yorum : İsmi-Cismi ve Cinsiyeti gerekli olmayan bir kul tutmuş bir kitap okumuş. Okuduğu şiir kitabı. Kime ait olduğunu yazmamış. Diyor ki;
Hayatımda bir şiir kitabı okudum ve şair olasım geldi. Hep yazmak hep şiirle ( benimle sevişse fena olmazdı ) sevişmek geldi içimden. İşin garibi öylesine uzun uzadıya yazıyor ki, okumak için hem zaman hem de kafamı patlatmam lazım. Yine de o sevgili yokuşumdan çıkarken,
Allah şahit; gülüp duruyorum. Neyse ki gülmemi kimseler görmüyor.
Ama gördükleri de oluyor. Örneğin o yokuşu ters tırmanırken görüyorlar. Şapşal takımı işte. Yahu enerjimi korumalıyım. En azından
samıdır asmıdır kazıkçı şirkete para ödemiyorum. Ben beleş enerjiyim ama şapşalların haberleri yok... Tabii nerede kalmıştık? Ha evet ve hımmm...Bu kula şiir hakkında kısa öz açıklamalar yaptım. Belki, belli olmaz, düşünür beynini yorar ve şiir yazmamaya karar verir. Hayır tam tersi oldu. Daha beter yazıyor...Oysa notlarımda ( demek ki anlayışı kıt ) yazmasan iyi olur demiştim. Neyse. Hevesini alsın. Ben benimle
baş başa kalayım...

Ama zaten herkes şiir yazıyor. Gazeteler moda sayfaları iktidarlar demokrasiler özgürlükler mapusa düşenler ve düşmeyenler arabeskçiler popçular topçular memleket şair olmuş...Kul yazsın napalım şimdi ölelim mi?

Ama zaten herkes şiir yazıyor. Macunun kanalı. İbel Can -Urat Oz ve diğerleri. Bilmem haberiniz var mı? İbel Can 47 bin lira vermiş bir ayakkabıya. Sadece o mu? Onun gibilere çalışıyoruz zaten...
Yani insanlar boşuna Kominist olmuyorlar. Var demek ki bir nedeni.

Üldür Üldür Mov var. Üldürmüyorlar. Hele bu hafta olanlar. Öldürüyorlar. Belgesel kanalı açtım. Doğa-deniz-hayvanlar alemine
takıldım. Bunlar sanatçıysa peki ben neyim? Bunlar soytarıysa ( em ..maz ) peki ben neyim?

Ben uyanık akıllı ve zekiyim. Çoğunluğa uymuyorum. Geri zekalı çoğunluk. Yeni abd başkanı bile bu çoğunluktan daha zeki. Akıl ve uyku tutulmasına yakalanmışlar. Uyanmaya da niyetleri yok.

Onlara acıyorum mu? Asla...Mutlular...

Ben de onlara uymadığım için mutluyum...







Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2016-11-14 06:00:27
İsim : önemli mi...
Başlık : Koyu
Yorum : Ofisin tüm gün açık olan kapısını kapattım. Emektar ve demirbaş ocağını yaktım. Sonra da zayıf ışıkların altından aceleyle geçen yüzlerini göremediğim insanları izledim. Peter Motram' ın Korsan isimli
kitabının üzerinde parmaklarımı tıkırdatıp durdum. Can sıkıntısı ve
saçma-sapan yalnızlık denen, kokusu insana özgü olan duygunun içine düşmekten bir an çekindim.

Dalmışım. Gözlerimi açtım. Sabahki babasıyla gelen on yaşlarında olan kızı düşündüm. Bu kızın sorusunu bana yine aynı yaşlarda annesinin
arabasıyla gelen öteki kız da sormuştu. " Beni hatırladınız mı?". Babası gülümsedi. Ben de gülümsedim. " Evet hatırladım." dedim.
Sonra da babası, " Kızım amcanı rahat bırak. Hadi kartımızı ver." dedi.
Bu her iki çocuğunda dertleri; bana kalırsa biri babasının öteki annesinin yanında, bu her iki insanında ilgisini çekmek olabilir miydi?
Bu ilgiyi minicik hayatlarında o minicik yüreklerinin ilgisiz kalışlarının
tanımsızlığını, beni kullanarak tanımlıyorlar mıydı bilinmez? Çocukların
hisleri çok kuvvetlidir. Özellikle bu hisleri; yaşamları ne kadar rahat olursa olsun, yalnızlığa dönüştüğünde akıl almaz boyutlara ulaşır.
Birinin annesi ötekinin babası olanaklarını yanlış kullanıyorlarsa
durum daha da vahimleşiyor. Duyarlı çocukları son derece rahat yaşam
ne yazık ki kurtarmıyor. Özel okullar servisler özel sürücüler bakıcılar vs hepsi boş. Öteki kızın annesi de tıpkı sabah ki kızın babası gibi
konuşmuştu. " Kızım amcanı sorularınla bunaltma...". Oysa her iki
insan da çocuklarının sıkıntısından hissettiklerinden o kadar uzaklardı ki, bu uzak duruşlarının nedenlerini onlara nasıl anlatırdım? Her şey iş-para ve gelecek olsaydı bu iki çocukta kesinlikle, bana, o birbirlerinin hemen hemen aynısı olan soruları sormazlardı. Çocuklara kesinlikle zaman ayrılmalı. Yani iş güzellik karizma kariyer uğruna harcanmaz bu minicik yürekler babalar analar...

İlgi bekleyen biri daha var. Bu biri yine telefondaydı. Dün sabahın köründe.
- Buyur baba...
- Günaydın. Ya şey diyecektim...Benim maaşın yarısını yatırmışlar.
- Bir yanlışlık vardır.
- Nasıl yanlışlık? Merdiven basamaklarını tırmanıyorum o ara. Aşağıda
açlıktan ölecek olan yavru köpeği seyrediyorum bir yandan da. Çöplükte bir şeyler kemirip duruyor.
- Necati baba saat ondan sonra merkezi ara. Cihan ya da Fatih ile görüş. Bilir onlar. Muhasebeciler ya...
- Öyle mi yapalım? Zaten çok çalışana yarım maaş az çalışana tam maaş. Bu laf sadece bana olsa iyi. Geriye kalan beşyüz kişiye de gidiyor.
- Sen de az çalış baba...Gülüyor...
- Saatten haberin var mı? Bakıyorum yoldasın daha...
- Olabilir. Anca. Burada yazı yazdığımı bilmiyor elbette.
- Oh be. Beyefendiler beş on dakika sonra mesaiye başlasınlar bizde
anasını satiimmm sabahın köründe ofis açalım...Gel keyfim gel...
- Sen de rahat ol baba. Neden zorluyorsun kendini? Altında araban var.
Ne acele ediyorsun? Sonra da ağlayıp duruyorsun maaş yarım yatmış...
- Seninle konuşanda kabahat zaten. Zaten canım sıtkın...
- Hadi kapat telefonunu. Sıkma. Sıktıkça suyunu çıkarıyorsun baba...
- Şu tavuk hesabını unutma bana anlat...
- Hadi ya sabah sabah...

Zaman akıyor bu arada. Burun deliklerim çok yel yediğinden açık. Rahat soluk alışıma şaştım. Tükenmez kalemi çevirmeyi bıraktım. Ucu yine bana döndü. Şansım yok. Kalktım. Arka tarafa geçtim. Küçüğümü yaptım. Ellerimi yıkadım. Şirketin giysilerini çıkardım. Üzerime çeki düzen verdim. Hesabı hesap cetveline işledim. Bankaya hasılatı yatırdım. Kokumu sıktım. Işıkları söndürdüm. Kaldırıma çıktım. Kapıyı kilitledim. Arkama bile bakmadan ağır ağır yürümeye başladım...

Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2016-11-14 06:45:45
İsim : kemaliderya
Başlık : porsuk
Yorum : biri geldi
saçları karışık
bıyıkları sakalları saçına alışık
genciz
cahiliz
"memeleket elden gidiyor"
dedi,
inandık
oysa ne memleket biliriz
ne gideni!..
saat kaçtı acaba?
bilmiyorum bile
yani fena güvendik tatlı dilli ibneye
dese ki;
"öleceksin"
hazırım hemen
oysa ağaçda dallar yeşermeli
meyveleri olmalı mesela
çocuklar etrafında dolanmalı bir tuhaf
ama
hayat bana bu kdar verdi
zannettim ki ölürüm
bunun sonu ya ölüm ya da ölüm
neyse....

siz nisan ayını sever misiniz?
ben pek severim
yaşamak için ve yaşamaya çalışmak için
iyidir

beni unutma eyyy...
bugün hava yeterinece güzel
ancak
bir gün gelecek yakında
hissediyorum
bırakıp kendimi porsuk çayına
ilk defa üşüyerek
bakacağım sana

hadi güle güle
------
Nisan..
Bir çağıldadı mı?
İnsanın dere olası geliyor.
Hatırlıyorum..
Ayaklarım donardı,
Zıplayıp dururdum da üzerinde..
Yine de çıkmazdım içinden.
Bir de ya alır götürürse korkusu saplarlardı kıskananlar.
Eyyyy..
Gelde dere olma..
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2018-11-08 00:13:22
İsim : Nesziha
Başlık : ....
Yorum : nefes alıyorum..
ara ara geliyorumdur aklına belki..
Kasım ayının şifası olur mu oluyor demek ki..
dün çengelköye gittim..
minicik bir kitapevi..biraz kitap kokladım..
biraz mavi seyredip dinleneyim derken gözlerimin daldığı gelip giden vapurları izlerken aklıma geldin..
evet İstanbul' dayım döndüm...
olur olmadık anlar aklıma geliyorsun,
bitki 🌿 çaylarını ihmal etme sen biraz hassassın...
gelirim yine,,,



Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.