Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Mutfağım
Bilgi Kumbaram
Mektuplar
Mizah
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
23. Madde Bürosu
Şiir Defterim
Günlüğüm
Mektup Kutum
Kuyruklu Yıldız
Yamalı Mektuplar
Hayvan Çiftliğim
Çocuk Parkım
Botanik Bahçem
Mektuplar
Beklerken
Dün gece düşümde siz ...
Vazgeçmek zor senin ...
Merhaba Çocuk
sabahlar
muhtesem
Gelincikler
günaydın
%uD83D%uDE0A
Canım
Ayrılığın rengi
Artık kimse mektup yazmıy ...
Deli’mden mektup gelmiş
Günaydın Reçel Kavanozum
Ankara, Can Sokak, günaydın şiirleri, hayat, katır, ağaç dikimi zamanı, nar yeme zamanı, belirli gün ve haftalar, ocak ayı doğa takvimi, tümü

Şu an sitede 14 kişi on-line
Bugün 2,005 ziyaretçi 
Toplam 10,058,171 ziyaretçi 
 
 
   
  Beklerken
  16.06.2017 - Mektup Kutum
   
 
Sabaha, beşik gibi sallanarak başladık yine. Bir yanda büyük yürüyüş, bir yanda pembe tişört ve tipiye tutulmuş bir ses.
 
Kendinden geçmiş halde kıstığım melodisi ile çalan telefona uzandığımda ise sesimin hepten mefta olduğunu farkettim. Uğraşıyorum ama karşı taraf sesimi duymuyor bir türlü. Elimden geleni yapmama rağmen duyuramadım sesimi. Sonunda o da kabul etti konuşamadığımı. Kendisi devam etti biraz daha şevkatle. Ses yumuşadı. O duyamamanın verdiği gerilim azaldı. Daha dingin bir ton alarak yol almaya başladı.
 
Uyumuşum.
 
Halbuki akşam bölük pörçükte olsa yorganı toparlayıp üzerime örtmeyi başarmıştım. Gecenin huzrunu bozmayacak kadar özenli davranarak üstelik.
 
Bir kaç dakikalık uyku bile insanın bütün yorgunluğunu alıp götürebiliyormuş.
 
İrkilerek kafamı kaldırdığımda konuşma devam ediyordu.
 
Senin mektuplarını açacağım zamanı düşündüm sonra. Nasıl oldu ise ete kemiğe büründü sesim. 
 
"Evet olur" diyebildim nihayetinde. 
 
Telefonu yeniden yerine koyduğumda tebessüm ediyordu. Böylesi bir hikayeye şahit oldu mu o da keyifli zamanlar geçirebiliyor.
 
Beklerken...
 
Evet beklerken...
 
Senin mektuplarını beklerken..
 
Bir kaç sarı kağıt nasıl mutlu edebilir ki insanı?
 
Sana anlatayım mı nasıl...
 
İçinde görmediğin bilmediğin dünyaları görüyorsun. Açılmadığın kıyılara açılıyorsun. En iyi bildiğin, her gün gördüğün güneşin, ayın, yıldızların bile başkatürlü parladığını görüyorsun.
 
Farklı bir ses tonu konuyor yaşadığın sokağın içerisine.
 
Karga ağzını açıyor. Lafonten düşüyor ellerine.
 
Kapıyı açıyorsun birbirinize tahammülsüz baktığınız kedilere bile kapıyı açıp yol vererek güne başlıyorsun.
 
Seni beklemek...
 
Su ve bulgur çorbası dışında hiçbir şey olmayan fakir bir iftar sofrasının başında pide hayal etmek gibi.
   
   241 kez okunmuştur. Yorumlar (2) - Yorum yaz! - Etiketler :
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :
   
   
Toplam 2 yorum yapılmıştır.
Tarih : 2017-06-17 05:53:40
İsim : önemli mi...
Başlık : sokuluş...
Yorum : ............................................................................günaydın...


titremeyi özlediğimden değil; titremek istediğim için mutfak balkonuna çıktım. bu vakitlerde her şey ama görünen her şey o kadar masumlar ki, incecik atletime ısınmak için sarılmış ciğerlerim bile soluklandıkça tamam anladık birader sana hayranız demeye başladılar. öksürük tuttu.
kahveyi gevşek kızlara benzettim bu ara çünkü damağında bıraktıkları
etki yumuşak...

üşenmeden saydım tepelerdeki sokakları aydınlatan ışıklar sıra sıra söndüklerinde; şiirin şirin olmadığını ama gerçeğin gerçeği öptüğüne
tanık oldum. kendi kendime tüm ayrılıklar tüm elvedalar geberip gitsinler ezgisini mırıldanmaya başladım kuş incirleri yan bahçeden
bu kadarı da fazla, girseniz diyoruz mutfağınıza demeye başladılar.

gökyüzü açık bir mavinin su bazlı boyasına benziyor. geceden gelen
ülkeler arası yolcu uçakları sessizce Ankara semalarının güneş doğmamış aydınlığından geçiyorlar arkalarında pembe dumanlar kalıyor ve sonra o dumanlar yayıla yayıla düzensiz yollara benziyorlar...ebabiller birbirlerini kovalıyorlar bazen de kanatlarını birleştirip ilişkiye giriyorlar...

biraz karşıdaki tepenin seyrek kavak ağaçlı yolunda bir taksi duruyor.
hep yalnız ve erkeksiz iniyor daracık kotlu yarım tişörtlü uzunca sarışın
kadın. arada bir yalpalardı ama bu sabah yalpalamıyor taksi kırmızı sinyal ışıklarını yaka söndüre dönüyor, yolunu bulduğunda uzaklaşıp gidiyor. kadın orada yıkılmak üzere olan iki katlı bir evde oturuyor. kapının gıcırtısını duyuyorum bu sessizlikte boşluğun intiharın yalnızlığın kırmızının dünyasını açıyor o kapı...kadın kapıyı örtüyor.
sadece bir dakika içinde üst kattaki pencerenin ışığı yanıyor. sonra o pencerenin bulunduğu balkon kapısı açılıyor. kadın sütyeniyle çıkıyor etrafa bakınıyor sonra da yüzünü aydınlatan bir ışıkla sigarasını yakıyor.

- günaydın abi diyor Hülya hanım...
- günaydın diyorum...

buraya geldiklerinde çocukları küçüktü. şimdi erişkin oldular. kız ayrı telden çalıyor oğlansa evi boş bulduğunda karı atıyor. Olcay Hülya'nın
dırdırından çok çekti. sonunda kaçmakla kurtardı kendini. çocuklar bu yüzden çok rahatlar. Hülya sabahın bu erken vaktinde zenginlerin evine temizliğe gidiyor. isyanlarda. abi demişti bir gün, boşanırken şahitlik yapar mısın? yapmam demiştim. şaşırmıştı. kendi aranızda halledin demiştim. ama abi! aması-maması yok ya! kendi sıkıntınızı kendiniz halledin...sanki ilişkinize ben ortakmışım gibi! Hülya bu yine de günaydın der...Olcay çoktan bir karı edindi. bakkalımız Emin beyden
öğreniyoruz bunları. Giderken Hülya' nın tüm birikimlerini de götürmüş.
bu ev yeter sana bunlarda benim geleceğim demiş. evet benim geleceğim dediği şey paraydı elbette. dostu hamileymiş. rahat ederler artık tabi Hülya' nın bed dualarından naiplerini almazlarsa...

güneş doğmadı henüz. doğmasını bekliyorum...çünkü doğmalı. yoksa ufuk o kadar yakın ki doğmakta naz eden güneşi kulağından yakalayıp,
üşüdüm birader biz de insanız ısınmaya gereksinimimiz var değil mi diyeceğim? izin verirseniz elbette...
----
günaydın

sen konuşuyorsun yağmur yağıyor
sesin ıslak caddelerde..


Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-06-18 06:03:22
İsim : önemli mi...
Başlık : susamak
Yorum : .................................................................günaydın.....


tahtadan oyulma bir çarkın dönerken çıkardığı sesiyle ak bir karganın ( saksağan ) sabahın gri alacasında çıkardığı ses kulaklarımı tıkatmak zorunda kaldı. aynı ses. ak karga o uzun kuyruğunu yukarı aşağı oynata oynata geldi, yan bahçenin ışık-insan yüzü görmemiş balkon korkuluğuna arsızca kondu...

biraz meraklı olsa insanoğlu bu saatlerde olmadık-olduk manzaralara
tanıklık yapar.

örneğin gök yüzünün grisinde birdenbire "sıssss" diye duyulan ses atmosfere giren bir gök taşının yeryüzüne alev topu halinde düşerken
son yolculuğudur. o gök taşı sadece "pat" diye bir ses çıkarırken patlarken ve milyonlarca kıvılcıma dönüşerek dağılır.

yine örneğin balkona yuva kurmuş yabani güvercinin yavrusu kendini gösterir anası yanında uçmasını öğretmeye çalışır...

caddeden gececi fırıncılar lüks arabaların içindeki uykulu hatunlar
geçerlerken ki bu hatunlar genellikle bu vakitlerde şoför mahalline daha yakın otururlar ve yine genellikle elleri adamın bacaklarındadır
her ne halse bu lüks arabalar aşağıda kavşakta acı bir fren de sıkarlar
götleri başka yere başları başka yere kayarlar sonra da zınk diye dururlar. siz anlarsınız ki adam boşalmıştır...

peki sizin sıkıntınız nedir? doğa sevgisi mi seyirlik sinemalar mı? oysa açık hava sinemaları kapanalı yıllar oldu. zaten o günden sonra ne ay çekirdeğinin ne de tahta sandalyenin ne de minicik bir çakıl taşının hatta markasız gazozun tadı kaldı. bunların hepsi içinizde kaldı. bunların hepsini teker teker öpüp içinizin en nadide köşesine yerleştirdiniz değil mi?

desem ki;
- beni bu gece açık hava sinemasına götürür müsün?
sen de desen ki;
- yukarı mahalle de bir tane vardı tabii götürürüm canım...

şimdi mutluluk diyoruz ya;

aslında mutluluğun resmi çizilse ne çizilmese ne? önemli olan koluma girmişsin yokuş yukarı ağır ağır yürüyoruz. hayalimizde bir açık hava sineması bir avuç çekirdek yerden eğilip aldığımız bir çakıl taşı ve markasız gazoz...

gerisini sorma sabah sabah.
--------
günaydın

mutluluğun resmi sohbet etmek seninle.
dolu dolu konuşabilmek yıllara rağmen.
bitmemiş konuşa konuşa konuşacaklarımız yani.
anlatıyorsun dinliyorum seni.
keyifli bir sofranın başına oturur gibi.
çatalla kaşığın konuştuğu değil,
senin sohbetinin konuştuğu bir sofra.
saatlerce yemek yiyoruz.
"cossss" diye bir ses geliyor.
anlıyoruz ki güneş batmış denizde.
Günü böyle bitiriyoruz.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.