Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Mutfağım
Bilgi Kumbaram
Mektuplar
Mizah
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
23. Madde Bürosu
Şiir Defterim
Günlüğüm
Mektup Kutum
Hayvan Çiftliğim
Çocuk Parkım
Botanik Bahçem
Ben de isterdim seni ...
Durup yeterince izl ...
Akasyalar
Can-ı Diyarım
Bozacım benim...
sabahlar
muhtesem
Gelincikler
günaydın
%uD83D%uDE0A
Can-ı Diyarım
Yüreğime Mektup
Uzansak Sonsuza
Uzun Gece Ve Kahve
Bir Tane Yıldız Beni Çağı ...
bakımsız, ayva argoda nasıl yenilir, doğaya sesleniş, gözü aç şiirler, özlem şiiri, bahar şiiri, günaydın, msn, günlük, tümü

Şu an sitede 13 kişi on-line
Bugün 1,971 ziyaretçi 
Toplam 10,058,137 ziyaretçi 
 
 
   
  Durup yeterince izleyememişim gibi
  10.06.2017 - Mektuplar
   
 

Çıplak tepelerin, çorak ovaların içinden çıkıp geldiğinden beri: Dağın öbür yamacındaki köyleri merak etmiyorum artık. Sende başlıyor sen de bitiyor günüm. Arşınladığım onca yol anlamını seninle buluyor. 

Yeni harlanmış insan sıcaklığı taşıyor mektupların. Küçücük bir koruluktan sevap polenleri gibi şehre yayılıyorsun. Uzun bir uykudan uyanır gibi uyanıyorum senin sesinle.
 
Ve hep o his..
 
Durup yeterince izleyememişim gibi..
 
Diyor ya şair*
 
Sıcak otsuz kumlarda ansızın bir çiçek
                                         Yüzün senin
 
-----------------------------------------------------
*Turgay Gönenç
   
   502 kez okunmuştur. Yorumlar (5) - Yorum yaz! - Etiketler :
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :
   
   
Toplam 5 yorum yapılmıştır.
Tarih : 2017-06-11 01:30:17
İsim : önemli mi..
Başlık : Kal
Yorum : ......................................................................Günaydın...

Kuş bakışının zararları olduğu kadar yararları da vardır. Gerçi at gözlüğünü takanlarda olur-olmadık düşünceleri önemli kılanlarda
yok değil...Basitçe; çatıları yazmak da bir şeydir. Sonuçta her çatı
şekli aynı kiremitlerle bitirilir. Son yıllarda kiremit yerine çevreci olalım diye işi görgüsüzlüğe kadar sürdürenlere ne demeliyim? Halı kaplatıyorlar. Su geçirmez malzemeden.

Örtme malzemeleri olmam için nedenim olsaydı bunca yıl mevsimleri tüm görkemiyle yaşayanlara tanıklık yapardım sırf insanlar inansınlar diye...Yola inen merdivenlerin sondan ikinci basamağına oturmuş kendi kendine konuşan insanı anlatmam; daha çok neden başlangıçtaki ikinci basamağa oturmadığıyla ilgilenirdim ve gerçekten de araştırırdım? Birinci-üçüncü basamağa otursaydı işim daha da zorlaşırdı elbette.

Bir şeyin kıyısında olmayı bir şeyin ucunda olmayı önemsedim demeliyim. Devletin polisi akılsal kokar zaman zaman.
- Abi bu kadar mı rahatsız oldun?
- Evet. Ne yapmam lazım?
- Bir gece gel abi. Beyinlerini dağıt. Biz görmezden geliriz...

Devletin polisi haklı. Yalnız ben yargıca suçumu nasıl anlatacağım?
Yargıç ben suça gelene kadar yaşadıklarımı nereden bilsin? Bilse zaten beni mahkum etmesine gerek kalmaz...

Garip bir ikilem yazma işi...Ne kadar haklıyız? Ağırlığı veya hafifliği var mı? Yazılan paragrafları okuyanlar için gelir geçer ve gideriz. Oysa
durum çok vahim. Vahimliğimiz;
1/ Aynada görüneni sorgulamamızla mı başlasın yoksa gerçekliliğimizi ispatlamakla mı?
2/ Kendime dönüyorum. Orada bana el sallayıp bana kavuş bana ulaş diyen bir finiş teli var...
3/ Eğer ben o finiş telini göğüsleseydim tüm güzelliğine kapılıp aldandığımı anlamasaydım ve yaşasın şampiyon benim deseydim altın madalyalar taksaydım kesinlikle yazamazdım...
4/ Zor olan korkaklığımız. Oysa aşmamız gerekende bu. O deli gibi ha yukardan ikinci ha aşağından sondan bir önceki basamağa oturmak.
Ve orada otururken gazete kâğıdına gizlenmiş rakıyı dikerken
komik-alaycı-geveze olmak...
-----
Vasat yazılarım arasından birini beğenmiştim
Gerçekten güzeldi
Dolu doluydu
Hala günlükte bulup okuduğumda sarsıcı etkisini hissederim
Hatta fileye koysan fileye bile dolar
Sonra Ayşe okudu
Ayşe de çok beğendi
Sonra Ali okudu
Ali de çok beğendi
O kadar ama
Bir fazlası yok yani
Sen görmemişsindir bile belki
Güzel olsun diye de yazmadım
Hissetmeyen biri yazamaz
Boğazı düğüm düğüm olur yine yazamaz
Kelimeler kaybolur bir yol bulamaz
Amacını kaybetmiş hangi parmak adres göstererek anlatabilir ki
Bir dostluğu
Bir günün güncesini bile tutmaktan aciz hale gelir
Yazılamayacak kadar basit
Yaşanılırken altında kalınacak kadar ağır
Bir de şu var tabii
Manşeti olduğun gazete iftar sofrasının yer bezi de olabilirdi
Yada esas çocuğu olduğun roman çaydanlık altı olarak da getirilebilirdi masaya...
Büyük yazarlık hayalleri olanlar için bu günlük çok iyi bir mekan mıdır?
Okuyanı bir elin parmaklarıdır
O nedenle bir şey diyemeyeceğim
Ama bir de ben okuyorum tabii
Bir insanın benim gibi bir okuyanı olsun
Bir de suyu olsun daha ne olsun
Biraz geç oldu ama..
Günaydın.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-06-12 06:35:40
İsim : önemli mi...
Başlık : Kasis
Yorum : ............................................................................günaydın...


Kocaman bir boşluğun kıpırtısız yüzeyinde;- öncesinde kendimi kâğıttan yelkensiz dümensiz pusulasız bir sandala çevirdikten sonra-
belki uçarım-yüzerim diye saatlerdir bekliyorum...rüzgârın ya da bulutlu havanın üflememe gibi bir sorunu mu var acaba? Ufacık bir üfleme beni umutlandıracak, hedefime - tabi varsa o hedefime doğru yol aldıracak...Ne mümkün? Kendimi kâğıttan sandala çevirdiğimden dolayı kendi kendimi bile üfleyemiyorum artık...Özüme mi dönsem?

Kapıda dikilmiş kaldırım taşlarını saymaya başlıyorum. Caddeden arada bir araç, kaldırımdan arada bir, bir-iki insan geçerken ,gökyüzündeyse uzaklaşıp-yakınlaşıp hırıltılı sesiyle uçan bir böcek ( helikopter ) var...Kontrol ve korku işliyor bu sıralar.

Karşı kaldırıma Vosvagenin yeni modeli park etti. Siyah ve tozlu. İçinden kimin ineceğini, caddeyi geçerek dibimdeki bankamatiğe geleceğini biliyorum artık. Öyle de oldu.

Bu Dönmeyi ne zaman görsem ciddi anlamda gerçek bir dişi sanırım.
Uzun sarı saçları ince uzun parmakları ( ki o parmaklara benden alış-veriş yaptığı sırada dokunmuştum. Pamuk hissi bırakmıştı ben de)
fazla kalın olmayan hafif rujlu dudakları ve kullandığı pahalı parfümünün esintisi...

Gözlüğünü çıkarmadan alnının üzerinden sıyırarak saçlarına taç yaptı.
Deri minik çantasından bankamatik kartını çıkardı. Bana gülümseyerek selam verdi. Almamazlık edemezdim. Aldım. Ama o esinti o parfüm esintisi insanı deli edebilir hatta yoldan çıkarabilir...Hele o göbek deliğinin minikliği ve o deliğin altından başlayan düzlük ( belli ki kestirmiş ) yok mu? Sonunda hesabından bir kaç bankonotu aldı ve bana bu kez bakmadan caddeden geçip vosvosuna atlayıp hafifçe gaza dokunup çekip gitti. Yine aynı boşluk ve aynı sessizlik...

...Kocaman bir boşluğun kıpırtısız yüzeyindeyim bu sıralar. Kanatlarım hazır ama uçma işlemimi asıl gerçekleştirecek olan uçurumlar yok...

...Binanın köşesinden dönüp arka tarafa doğru yürüyorum. O dönmenin parfümü ne kadar seksi koksa da benim kullandığım kolonya
o kadar limoni ve yakıcı...

...Çardağın altına oturup dut ağacının dallarından olgunlaşmış dutları kopartıp ağzıma atıyorum. Aklım-fikrim başka yerlerde...Bu dut taneleri
gerçek bir kadının kabarmış meme uçları gibi...Damağıma hep o yabancısı olmadığım terli sütlü tadı bırakıyorlar...

- Bakar mısınız?
Bakmasam! Olmaz...Müşteri geldi...Satış noktama yürürken düşen bir iki dutun pat pat seslerini duydum...Yazık oldu...
----------
Günaydın bekleyişim.

"Çok sonra yazılır
İçinde yaşadığın günlerin şiiri
Belleği vardır yaraların"
Murathan Mungan
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-06-13 05:28:04
İsim : önemli mi...
Başlık : Sevgili okuyucuma...
Yorum : Bütün sıkıntım okunmak olsaydı; şöyle bir kaç cümleyle her şeyi hallederdim.

Asistan veya pratisyen doktor adayı, doktorluk ve ünvanlık için yıllarını harcamış profesörden önce hastanın tanısını bir çırpıda rapor kâğıdına tek bir sözcükle koyma cesaretini gösterseydi, profesör ne düşünürdü?

Öncelikle kızardı öfkelenirdi çok kıskanırdı. Sonra da bu yeni yetmenin tüm hayallerini ilk fırsatta bitirirdi.

Olasılığı çok az olsa da; yeni yetmeyi odasına çağırır,
- Aferin yavrum. İşte böyle böyle doktor olunma yoluna doğru emin adımlarla çıkacaksın. Şimdi anlat bakalım o tanıyı nasıl koydun?

Hiyerarşi düzen sadece askeri kıtalarda işlemez. Sivil kıtalarda da işler ve genelde; hasta yakını tanık olur.
- Doktor kadıncağıza bari bir ağrı kesici verseydiniz!
- Doktor kadıncağızın çatlağı yok. Burkulması var. Alçılasaydınız!
- Olmaz abicim. Abimiz gelsin. Bir de kendisi görsün...
Abisi dediği uzman doktor. Keyfi olacak-gelecek ve yeni yetmeden raporu aldıktan sonra işe girişecek. Ya o sırada hasta komaya girse-ölse!
...
Müslümanlığın en güzel tarifini bakın kim verdi? Emin abimiz...
Hoca cemaate hitaben;
- Kurban bayramında kurbanlarınız tek parçası size kalsın. Geriye kalanı dağıtın. Böylesi uygundur...

Hoca çalan kapıyı açar. Gelen oğludur. Bakar ki oğlunun elinde tek bir but var. Sorar,
- Oğlum bu ne?
- But babacığım.
- Gerisini ne yaptın?
- Dağıttım babacığım.
- Ulan eşşekoğlu eşek ben vaaz verirken o lafları cemaat için söyledim. Bizim için söylemedim it herif!

...

Telefonun yeşil düğmesine bastım. Buyrun dedim. Hiç tanımadığım bir ses hem de yaşlı. Kimsiniz......ben Etimesut' tan arıyorum. ... Satış noktasından... Şaşırdım. Ne için aramıştınız? Numaramı kimden aldınız? Necati' den. Bir konu var onu danışacak sandım. Yanılmışım.
Yoklama çekiyor. Nerelisiniz işler nasıl? Satış ortalamanız ve patronlardan memnun musunuz? Tüm bunlara olumlu yanıt verdim.
Teşekkür edip kapattı.

Bazen karınıza bile olur olmaz şeyler söylemeyeceksiniz...Burada önemli olan o konuşmalarınız sırasında bir açık verirseniz zamanı gelince değerlendirmesini pek iyi bilirler...

Yirmi otuz dakika sonra telefon çaldı. Baktım Necati...İşlerden konuştu.
Ben de işlerden konuştum. Sonra o konuştu ben sustum ben konuştum o sustu ve Necati' nin benden beklediği konuşmayı yapmadım...

Neden?

Öncelikle Necati patronlar hakkında çok atıp tutar. Sonra da Etimesut gibi bir yerde çalışan adama satış noktamın tüm detaylarını anlatır...
İlginç...

Necati'ye karşı daha dikkatli olmaya karar verdim...
****
Lisede evde günlerce tahir efendi konuşulmuştu
Sütçü bile artık tanıyordu tahir efendiyi
kapıyı açınca
iltifatı bu sözde zahirdir
yıllarca da Nef'i'nin bu şiiri söylendi
el yazını okurken o geldi aklıma
duygusu aynı duygu
eline sağlık

tahir efendi bana kelp demiş,
iltifatı bu sözde zahirdir,
maliki mezhebim benim zira,
itikadımca kelp tahirdir.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-06-13 05:29:55
İsim : önemli mi...
Başlık : unutkanlık
Yorum : ........................................................günaydın.....
------
Günaydın :)
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-06-14 01:04:06
İsim : önemli mi
Başlık : Sos...
Yorum : .....................................................................günaydın.........


En yakın dostum iş önerisi için uğradı. Epeydir görmüyordum kendisini. Mahallede bir kahvenin bahçesine girdik. Kahveci bahçeyi sulamış, mis gibi toprak-taş-ot ve leylak kokuyordu. Çay mı kahve mi
içelim nazımızı çay kazandı. Kahveci demli çaylarımızı getirdi. Şekerlerimizi ince belli narin bardaklara bıraktık. Şekerler kendi hallerinde buz dağından parçalar nasıl koparsa sıcak çayın içinde de aynen öyle ucundan-kıyısından kopmaya başladılar. Bu kopmaları bir müddet izledik. Karım aklıma geldi bardağın belinden kavradığımda şu yaşımda bu bardak içimi hoplattı devingenleştirdi durduk yer de kudurttu ama ne çare o yatak ve banyo maceralarımız geride kaldı.
Torun sahibi olduktan sonra da unutuldu gitti. Bebelerin çocuklarına bakmamız gerçi bizi eski günlerimize döndürse de nerede ne zaman kaçak bir gece veya gündüz vakti yakalayacağız da karımla keyif çatacağız. Zaten içimdeki hırsla bardağı sıkmamla kırmam bir an da oldu ama ne yapayım olan oldu artık...Dostum hiç şaşırmadı ya da bana öyle geldi. Kahveci canınız sağ olsun deyip çayın yenisi getirmeye gitti...

Dostumun anlattığı;

Azizim benim eski patronum holding sahibidir bilirsin. İşte bu bey geçenlerde beni aradı. Ya Remzi dedi gel sen çalış. Kadın borsacı. İyi para verir. Sürücülüğünü yapacaksın. Bir yere gitti mi üç dört saat sürer. Sen arabayla gezintiye çık karıya git. O seni telefonla arar. Neredeysen dönüp gelir borsacı hanımı alırsın. Patrona teşekkür ettim.
Bilmiyorsun belki. Büyük oğlumla iş kurduk. Ortopedik malzemeler satıyoruz. Patrona teşekkür ettim. Bunun üzerine bi tanıdığın var mı dedi? Aklıma hemen sen geldin. Ne diyorsun okey mi? Şaşırmadım desem olmaz. Mübarek insan beni düşünmüş. Kalp kırılmaz ama bir yandan da karıdan-torunlardan kurtulma şansım var. Sevgili dostum Borsa işlerinden pek anlamam ama yine de kadının telefonunu verirsen yüz yüze görüşmek isterim. Karşılıklı oturup konuşuruz. Anlaşırsak neden olmasın?

Borsacı hanımla bir bilemedin iki gün sonra görüştük. Dünya tatlısı bir insan. Kendinden emin-kararlı ve en önemlisi açık sözlü. Gözü pek birine benziyor bu arada. Hanıma bir deneyelim dedim. Ne de olsa denemekten zarar çıkmaz. Hemen kabul etti. Çantasını açtı içinden bir demet anahtar çıkarıp bana uzattı. Arkasından not defterini kalemini çıkardı bir şeyler karaladı ve karaladığı sayfayı bana uzattı. Arabanın adresi burada. Hayırlı olsun dedi ve beni kapıya kadar uğurladı.

Zamanla işi sevdim tabi. Maaşım iyi. Şartlarım süper. Haftada bir kaç saat eve uğramak işime gelmese de iş verenim rahatlığım için elinden ne geliyorsa yapıyor. Yine de iş verenimin gecenin on birinde bilmem ne binasına para dolu çantayla girmesi bilmem ne binasından çıkarken
bavulla geriye dönmesi garibime gitse de kurcalamanın aleminin iyi olmayacağını erkenden öğrendiğim için rahattım.

Ortada korkunç bir para dönüyordu. Ne hesabı ne de yazılı defteri vardı. Bir gün vurulmaktan taranmaktan korkuyordum ama işverenime
nasıl söyleyecektim? Ankara İstanbul Antalya Bodrum İzmir vs. seyahat edip duruyorduk. Bir gece telefonum çaldı. Arayan iş verenimdi. Hadi hemen çık gel Antalya' ya gidiyoruz dedi. İtiraz edemezdim. Hanım sıkılmaya başlamıştı ama ben hanıma bakma öyle emekli maaşıyla idare eden halimizi düşün şimdiki halimize bak. Bir çırpıda giyindim. Belki de onca paraya onca lükse şatafata hayatımda bir daha yiyemeyeceğim yemeklere üstümdeki kıyafetlere alışmış olmalıydım...

Antalya'da son derece klas bir otele yerleştik. İki buz dolabına duşumu aldıktan sonra baktım. Alkollü alkolsüz içkiler çeşit çeşit mezeler kuruyemişler vardı. Televizyonu açtım. Koltuğuma yayıldım. Kanal düğmelerini araştırdım bir Türkçe yayın yapan yer buldum ki telefon yine çaldı. Açtım. Karşımdaki işverenimdi. Halimi hatrımı sordu. Sonra da bir şey istermiymişim gibi imalı imalı gülerek konuştu. Ben hacı olduğum için böyle durumlar hem bana çok tersti hem de bozulmuş ama belli etmemiştim. İyi ya hacı sen bilirsin dedi telefonu kapattı.
Bir daha da gittiğimiz kaldığımız yerlerde böyle konuşmalar yapmadı.

Çalıştığım işin adı Borsacılıktı ama bu ciddi anlamda karapara aklamak gibi bir şeydi. Bu düşüncemi söylediğim günlerde bana kızmamış ama uyarıda bulunmayı da ihmal etmemişti. Hacı ne sen gördün bu çantaları ne de ben demekle yetinmişti. Tabi çantasında taşıdığı silahı da neden taşıdığını sormama gerek kalmamıştı.

Geçen sene hanımla işimizi bitirmiş rahat rahat yatağıma uzanmış çene yapan hanımı dinliyordum. Ama o konuştukça da yeniden alevlenen isteğime evet der miydi onun derdine düşmüşken cep telefonum çaldı. Baktım işverenimdi. İlk önce açmayayım dedim. Ama sonuçta iyi bir maaşım iyi bir yaşantım vardı. Açtım. Daha buyurun dememe bile fırsat kalmadan bana hacı hemen çık gel. Vakit kaybetme dediğini evine doğru son model mersedesi hızla sürerken aklıma bir sürü kötü düşünceler saldırıp duruyorlardı. Kapıyı çaldım. O hemen çıkacakmış havasındaydı. Hacı dedi hakkını helal et. Cebime şişkin bir zarf koydu. Bu çok dediysem de o senin hakkın hacı dedi. Şimdi beni havaalanına bırakıyorsun. Amerika'ya gidiyorum. Hadi bakalım dedi.
Hava alanına bıraktım. Arabadan inmeme müsaade etmedi. Bir kâğıt parçası uzattı. Sabah arabayı bu adrese teslim et. Korkma sadece dediğimi yap anladın mı dedi. Gülümseyişini en son o zaman gördüm.
Kalabalığa karıştı ve kayboldu...

Çok aradım sesini duymak sağlığını sıhhatini sormak için ama telefonu dilsizdi...

Yine de kıçı kurtardığıma yaşadığım günleri sıfır hasarsız atlattığıma şükretmem lazım...

Kız uyudun mu? Dönsene bir... Hacı artık utan be. Torun torba sahibi oldun...Ne var ne istiyorsun...Bu kadın beni hep güldürür. Allah' ta cennetinde onu güldürsün....
-----
Günaydın
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.